5 Ocak 2012 Perşembe

Alper Küba'dan Bildiriyor : Habana


Son tatilimizi nispeten yakın olan Hırvatistan ve Karadağ’da yaptıktan sonra bu defa uzak bir yerlere gitme zamanıdır dedik. Birçok kişi tarafından dile getirilen “Fidel Castro ölmeden görmek lazım” klişesinin ardına takılıp Küba’yı gözümüze kestirdik. Fakat gidince bunun yadsınamaz bir gerçek olduğuna kanaat getirdik.
Planlama aşamasında her zamanki gibi  seyyah damarımız kabardı ve o kadar yol tepmişken rotaya başka bir ülke daha eklemeliyiz diye düşündük. Orası mı burası mı derken, Dominik Cumhuriyeti’nde karar kılındı ve planlar kesinleştirildi. Böylelikle Karayiplerin en büyük iki adasından bildirmiş olacağım.
Küba seyahatini diğer geziler gibi tamamını günlük şeklinde aktarmak yerine konu başlıkları olarak aktaracağım. Umarım hoşunuza gider. İyi seyirler... 







17.11.2011 Perşembe
Sabah erken saatlerde (05:00) evden ayrılarak başladığımız seyahatimizde ilk olarak yaklaşık 4 saat süren İstanbul-Madrid uçuşunu yaptık. Madrid’e varışımızın ardından havaalanında 6 saatlik beklemeyi tükettikten sonra Iberia ile Habana’ya hareket ettik. 10 saatlik uçuş sonunda Habana Jose Marti Havalimanı’na indik.
İner inmez pasaport kontrolünde bilgisayar ve kamera ile kayıt sistemleri bulunmasına son derece hayret ettik. Çünkü hayalimizde canlandırdığımız Küba’da bu tip şeyler bulunmuyordu. Önceden aldığımız vize kağıdına vurulan giriş damgasının ardından (ABD ile ilişkiler düzelmediği için size kıyak yapıp pasaportunuzu ellemiyorlar. Aksi takdirde ileride ABD’ye gitmek istediğinizde sorun yaşayabilirsiniz) Küba’ya resmi olarak giriş yapıyoruz.
Havaalanından çıkmadan bir miktar döviz bozdurup bizim için geçerli olan para birimi CUC alıyoruz. Bu da ne demek derseniz yerel halkın (CUP) ve turistlerin kullandığı (CUC) para birbirinden farklı. Bizim aldığımız CUC neredeyse Amerikan Doları’na eşitken, halkın kullandığı CUP bundan 25 kat değersiz. Fakat bu değersizliğe rağmen sizin 1 CUC’a aldığınız birşeyi halk 1 CUP’a alabiliyor. İşte sosyal adalet !
Havaalanındaki bilgi bürosunda harita bulunmadığı için 3 CUC’a harita satın alıp, devletin taksi şirketi Cuba Taxi ile 25 CUC’a kalacağımız Habana Vieja semtine ulaşıyoruz. Şehir merkezi yarım saat uzaklıkta. Taksicinin dinlediği müzikler bizi havaya sokmaya başlıyor.
Casa Particular olarak adlandırılan sistemle bize evlerini açan Rolando ve Marisol bizi kapıda karşılıyorlar. Onlar İngilizce, biz de İspanyolca bilmediğimiz için pek muhabbet edemiyoruz ama ilerleyen günlerde bu sorunu aşıyoruz. Kendimizi odaya attığımızda TSİ 05:30, böylelikle İstanbul’da uyandıktan tam 24 saat sonra Küba’daki yatağımıza kavuşuyoruz.

Küba
Geliş maceramızı tamamladıktan sonra sizlere Küba’yla ilgili genel bilgiler vermek istiyorum. Küba anakarası (Isla Grande), beraberindeki küçük adaları saymazsak Karayipler’in en büyük adası. Sadece 150 km kuzeyde baş düşmanı ABD, 200 km batıda Meksika, güneyde Jamaika ve Cayman Adaları, doğuda da Haiti ve Dominik Cumhuriyeti’nin yer aldığı Hispaniola Adası  ve bazı küçük adalar ile çevrili.
Tarihe bakacak olursak İspanyollar tarafından kolonileştirilene kadar Küba, Taino yerlilerine ev sahipliği yapıyordu. Birçok Karayip Adaları’na yayılmış olan Tainolar barışçı insanlar olmalarının bedelini İspanyollar tarafından kısa zamanda yok edilerek ödediler. Kristof Kolomb’un İspanya Kralı’na Tainolar’la ilgili yazdıkları : “Herşeylerini isteyerek bizimle paylaştılar, bizleri memnun etmekten büyük keyif aldılar. Ne kötülük ne de hırsızlık ya da cinayetten haberi olmayan son derece kibar insanlar. Ekselanları inanabilirlerki tüm dünyada onlardan daha iyi insanlar olamaz. Komşularını kendileri gibi severler, çok tatlı bir konuşmaları  vardır, kibar ve her zaman güleçtirler”. Avrupalılar tütünün sarılarak içildiğini de ilk olarak Tainolardan öğrenmişlerdir. 



Küba, İspanyolların bölgeye gelmesinden ancak 20 yıl sonra kolonileştirilmiştir. Kolonileştirmenin ardından İspanyollar, Fransızlar ve İngilizlerin mücadelelerine sahne olmuş, 1800’lerin başından itibaren ise ABD’nin ilgi alanına girmiştir. 1820’de Küba dünyadaki en büyük şeker üreticisi olmuş, 1837’de ise tren yoluna sahip dünyadaki altıncı ülke olmuştur. 1868’de başarısızlıkla sonuçlanan ayaklanmanın ardından Jose Marti (daha sonra bütün Latin Amerika’da bir sembol olmuş) tarafından 1895’te başlatılan asıl ayaklanma İspanyollar tarafından kanlı bir şekilde bastırılmış fakat daha başka olayların önünü açmıştır. İspanya tarafından alınan önlemler neticesinde ABD, Küba’daki vatandaşlarını koruma bahanesiyle Maine adlı savaş gemisini göndermiş, ardından geminin Habana Limanı’nda bilinmeyen bir sebepten (tahminlere göre yanlış depolanan mühimmatın patlamasından, komplo teorisine göre Amerikalılar tarafından) infilak etmesinin ardından ABD İspanya’ya savaş açmış ve Küba’yı işgal etmiştir.
İşgalin ardından 1902’de Küba’ya sözde bağımsızlık verilmiş, fakat ülke ABD’nin kukla hükümetleri tarafından yönetilmiş ve ABD’nin arka bahçesi olmuştur. Herşey değiştiği tarih ise 1959’dur. Castro ve arkadaşlarının yaptığı devrimin ardından ABD başdüşman olmuş, SSCB ve Çin ile sıkı müttefik haline gelinmiştir. ABD ile değişik platformlarda sayısız çekişme yaşanmış ve genelde sonuç ABD’nin küçük düşmesi şeklinde olmuştur (Bkz. Domuzlar Körfezi Çıkarması, Mariel Boatlift). Sovyetler’in yıkılmasına kadar işler yolunda giderken, ardından büyük sıkıntılar çekilmiş, şimdilerde ise ekonomiyi rahatlatmak için ülkenin turizme açılması ve bireysel girişime imkan tanıyacak bazı reformlar yapılmıştır. Fakat kapitalizmin nimetleriyle tanışmaya başlayan halkın sistemi sorgulamaya başlayıp başlamayacağı son zamanlarda merak konusu.



Küba kültürü birçok değişik elementin biraraya gelmesi ile oluşmuş. Az sayıda Taino (Adanın ilk sakinleri olan yerliler), çokça Afrikalı köleler ve İspanyol koloniciler bu karmaşık yapıyı oluşturuyor. Habana (Emperyalist ülkeler Havana dese de yerel adı bu şekilde) sakinlerine Habaneros deniliyor. Habaneros için günlük hayat puro içerek, günün her saati müzik dinleyerek ve ekonomik sıkıntılara rağmen hayattan zevk almaya çalışarak geçiyor. Sıkıntılar ise herhalde anlatmakla bitmez. Yetersiz beslenme, sınırlı barınma imkanları, işsizlik ve turizmden gelen paraya ulaşabilenlerle oluşmaya başlayan gelir adaletsizliği bunların birkaçı.
Din konusunda da değişik bir yapı var. Devrime kadar Katolik inanç başta olmak üzere Hıristiyanlık Küba’da başlıca din iken, Marksist-Leninist devrimden sonra din özgürlüklerine büyük kısıtlamalar getirilmiş. Bu kısıtlamalar ancak 1992’de Marksist-Leninist tanımların yönetimden kaldırılması ve 1998’de Papa II. Jean Paul’ün Küba’yı ziyareti ile normale dönmüş. Fakat Hıristiyanlıktan daha ilginç ve yasaklardan dahi etkilenmemiş diğer bir inanç sistemiyse, Batı Afrikalı kölelerin kendi etnik inanışlarını Katolik Hıristiyanlıkla harmanlayarak ortaya çıkardıkları Santeria ya da Regla de Ocha dini. Bu dinde Hıristiyanlıktaki Azizlerle Yoruba kabilelerinin ilahları yer değiştirmişler. Buna benzer dinlere diğer Karayip Adaları’nda da rastlanabilir.



Spor alanında Küba pek de azımsanmayacak başarılara sahip bir ülke. Özellikle Boks, Voleybol ve Atletizm dallarında olimpiyatlarda çok sayıda madalyaya sahipler. Sokaktaki insanların tutkusu ise Beyzbol, Domino ve Satranç. Dolaşırken herhangi bir ara sokakta domino oynayan yaşlı Habaneros görürseniz şaşırmayın.
Medya alanında fazla bahsedecek birşey yok. Devlet kontrolündeki Granma (ismini Fidel Castro’nun devrimi yapmak üzere Küba’ya çıktığı yattan alıyor) adlı gazete, ülkemizde de aylık Türkçe olarak çıkıyor. İspanyolca’ya ek olarak internetten Fransızca,Portekizce, Almanca ve İtalyanca yayın da yapıyor. Fakat objektif habercilikten ziyade propaganda yapıldığını söyleyebiliriz. Diğer bir gazete ise Juventud Rebelde. Televizyon kanalları da elbette devlet kontrolünde. Ancak ev sahiplerimiz çanak anten ile Miami’den Hispanik kökenliler için İspanyolca yayın yapan bir kanaldan dizi izleyebiliyorlardı. İnternet ise evlerde yasak. Ancak turizm şirketi kurarsanız ya da devlette çalışan arkadaşınız varsa bağlatabilirsiniz (aylık 150 Euro faturayı göze alabilirseniz).
Ekonomik ve sosyal anlamda Küba’yı anlayabilmek için ise Özel Dönem (Perioda Especial)  üzerinde durmak gerekiyor. Devrimden sonra ABD ve yandaşlarının ambargosuna karşın Sovyetler’in desteğiyle ayakta duran Küba, 1991’de Sovyetler’in yıkılmasıyla büyük bir darboğaza girmiştir. Uzunca bir süre yok pahasına Sovyetler’den petrol alıp, çevre ülkelere pazarlayan Küba, büyük bir gelir kaynağından yoksun kalmış, ekonominin lokomotifi olan şekerkamışı üretimi de bu dönemde ülkeyi kurtaramamıştır. Özellikle ilk 3 yıllık dönemde halkın çektiği sıkıntının göstergesi, sıradan bir Kübalının ağırlığının üçte bir oranında zayıflamasıdır. Bu dönemdeki yokluktan karneyle dağıtılan yiyecekler, sadece şeker ve sudan oluşan kahvaltılar, palmiye tohumlarından fasülye, meyve kabuklarından biftek ve daha pek çok yaratıcı yiyecek ortaya çıkmıştır. Bu dönem sonuçları ancak son zamanlarda giderilmeye başlayan Küba mutfağındaki sektenin en büyük nedenidir. 



Diğer kayda değer olaylar ise, günlük 18 saate varan elektrik kesintileri, yakıt sıkıntısından dolayı herkesin otostop yapanları alma mecburiyetinin başlatılması, Çin’den 1.2 milyon bisiklet satın alınması, sağlık ve ilaç harcamalarındaki kesintiler ve yetersiz beslenmeden (ve elbette ABD’nin öteden beri uyguladığı ambargoya bu dönemde Küba’nın direncini kırmak için ilaç ve yardım malzemelerini de katması) neticesinde ölüm ve hastalık oranlarındaki artış, sosyal sıkıntının dışavurumu olarak Küba’da hiphop müziğin ortaya çıkışı olarak sıralabilir. Bazı kaynaklara göre rejimin yıkılma tehdidiyle karşı karşıya olduğu yegane an budur.
Politika alanında ise en güncel konular elbette bayrağı Fidel Castro’dan devralan kardeşi Raul’ün yaptığı reformlar ve Fidel’in daha ne kadar yaşayacağı. Açıkçası benim merak ettiğim konu ise ikisi de öldükten sonra neler olacağı. Görünen o ki kardeşlerden sonra arkalarında bir veliaht bulunmuyor.
Tüm olumsuzluklara rağmen Küba bugün %99.8 okuma yazma oranı, bazı gelişmiş ülkelerden daha düşük bebek ölüm oranı ve 77.64 yıllık ortalama yaşam süresine sahip. 2006’da WWF tarafından dünyadaki tek sürdürülebilir kalkınmaya sahip ülke ilan edildi. 2007’deki HDI (İnsan Gelişim İndeksi) değeri ise 0.8 idi (Şu anda Türkiye’nin ki 0.699, bir numara Norveç 0.943).

Habana

Habana merkezinde önemli üç semt var. Bunlar Habana Vieja, Centro Habana ve Vedado. Miramar, Habana del Este ve birkaç yer daha diğer başlığı altında incelenecek.
 



Habana Vieja
Habana’nın tarihi yarımadası, bizim kaldığımız evin de bulunduğu semtti. 1519’da ilk kez yerleşilen yarımada, 19. Yüzyıl’da şehrin batıya doğru genişlemesiyle unutulmaya yüz tutmuş, 1980’de ise Unesco tarafından koruma altına alınınca dönüşüm geçirmeye başlamış. Bu dönüşümün tamamlanmasına daha çok zaman var gibi görünüyor. 



Gece geldiğimizde çok karanlık ve ıssız gibi görünse de sabah kapıdan çıkar çıkmaz kendimizi capcanlı bir semtin içinde bulduk. Binaların köhneliği ve sokakların pisliğine rağmen, sokaklarda oynayan çocuklar, kapı önünde dedikodu yapan kadınlar, araba tamir eden amcalar ve ortalıkta gezinen kedi ve köpekler burayı yaşayan bir yer kılıyor.



Görülecek
 
Plaza Vieja
Diğer bütün büyük meydanların aksine kilise bulunmayan bu meydan, 16. Yüzyıl’da daha çok sosyal bir alan olacak şekilde planlanmış. Restorasyon halinde olan Palacio Cueto, meydanın köşesindeki Habana’da kendi birasını yapan tek yer olan La Taberna de la Muralla, bir ilkokul ve Camara Oscura meydanın dikkat çeken yerleri. 



Meydana ilk geldiğimizde gözümüze çarpan Paul & Shark mağazası ise bizi dumura uğratmıştı. 



Plaza de Armas  
Şehrin en eski meydanının yanında şimdinin şehir müzesi olan eski valilik binası, diğer tarafında da Castillo de la Fuerza var. Ortadaki parkta Küba bağımsızlık mücadelesini ateşleyen Carlos Manuel de Cespedes’in heykeli var. 



Parkın etrafını çevreleyen ikinci el standları Pazar günü hariç hergün oradalar. Kitap, plak, rozet ve daha pek çok ıvır zıvır bulabilirsiniz. Biz ilk gittiğimizde bir orkestranın konserine denk gelmiştik. Çektiğim videoyu izleyebilirsiniz. Onun haricinde de banklarda oturup dinlenmek ve etrafı seyretmek için güzel bir yer.



Plaza de la Catedral
Eski Habana’nın en yeni meydanı diğerlerine kıyasla genellikle en sakin olanı. Bu sükuneti ancak son akşam denk geldiğimiz gibi bir konser bozabilir. 



Görkemli katedral ve diğer binaların güzelliği akşamları ışıklandırıldıklarında daha da güzel oluyor. Tavsiyem içkilerinizi yanınızda getirip kenardaki basamaklarda takılmanız. 



Plaza de San Francisco de Asis
Meydanın bir ucunda ihtişamlı kulesiyle meydana adını veren kilise, diğer ucunda eskinin ticari binası şimdinin iş merkezi olan Lonja Del Comercio, diğer yanında da haftada birkaç defa turist dolu gemilerin kalktığı Terminal Sierra Maestra bulunuyor.


Kilisenin önündeki kaldırımdaki heykel ise El Caballero de Paris adında, 1950’lerde şehirde dolanarak etraftakilere hayat, politika ve birçok değişik konuda öğütler veren bir nevi meczup olan birine ait.
Lonja Del Comercio’nun altındaki Cafe Mercurio ise yemek için şiddetle tavsiye edilir.




Kilisenin yan sokağındaki pembe yeşil binanın içine dalarsanız da içinde tavuskuşları ve döküm masalar olan çok hoş bir avluya çıkacaksınız. Sanırım bu bina heykel müzesi idi.
Museo Del Ron (San Pedro, 262)


Küba’nın milli içkisi romun şeker kamışından fıçılanmasına kadar tüm üretim aşamalarını görebileceğiniz Havana Club tarafından kurulmuş bir müze. Müzeye giriş 7 CUC. Buna İngilizce bir tur da dahil. 




Avludaki barda tura başlamadan mutlaka rom için. Taze sıkılmış narenciye, merdanede sıkıp suyu çıkartılan şeker kamışı ve romun mükemmel karışımı, tadı harika (3 CUC). Müzenin giriş katında canlı müzik  ve başka içeceklerin de yapıldığı bir bar var. 



Müzedeki Central La Esperanza şeker fabrikasının birebir hareketli maketi çok güzel. Bu maket katıldığı bir yarışmada da ödül almış.



Turun ardından barda rom tadımı yapılıyor ve sonra da isterseniz dükkandan alışveriş yapabiliyorsunuz. Dükkanda puro, rom ve değişik hediyelik eşyalar var. Romlar için konuşacak olursak fiyatlar havaalanından azıcık daha ucuz. 



Camara Oscura (Mercaderes ve Brasil köşesi)
Plaza Vieja’nın köşesindeki bir binanın tepesindeki Camara Oscura, şehrin 360 derecelik görüntülerini izleyebileceğiniz bir nevi periskop. 35 m yükseklikten görüntüyü alan lens, bunu sizin yer aldığınız karanlık odadaki bir perdeye yansıtıyor.



Yapay herhangi bir ışık kaynağı ya da güçlendirme olmadığı için günün aydınlık saatlerinde çıkmanızı tavsiye ederim. Biz ancak akşamüstü çıkabildik. Yine de güzeldi. Giriş ücreti 2 CUC.



Terastan da Plaza Vieja ve şehrin güzel manzaralarını izleyebilirsiniz. Girişte sıra beklemeniz gerekebilir.



Buranın yan sokağı Brasil’de iki ayrı girişi olan eski bir tünel görülebilir. Ne işe yaradığını öğrenemedim. 
San Cristobal de la Habana Katedrali (San Ignacio ve Empedrado köşesi)
Yapımına 1748’de Cizvit rahipleri tarafından başlanan katedral, Habana Vieja’nın kuzeyindeki bir meydanda bulunuyor. En önemli özelliği asimetrik şekilde inşa edilmiş barok cephesi.



Katedralle ilgili popüler efsaneye göre ise burada Kolomb’a büyük bir cenaze töreni düzenlediği ve ondan arta kalanlar 1898’de İspanya’ya götürülene kadar burada muhafaza edildiği. 



Hotel Ambos Mundos (Obispo, 153)
Restore edilmiş güzel bir binaya sahip olmasının haricinde bu otelin başka bir özelliği de ünlü yazar Ernest Hemingway’in uzunca bir dönem burada konaklamış olması. Ayrıca yazar “Çanlar Kimin İçin Çalıyor” adlı eserine de burada başlamış.



Duvarlarda yazarın fotoğraflarının bulunduğu barda güzel bir piyano müziği eşliğinde bir şeyler içebilirsiniz.
San Francisco de Asis Kilisesi ve Manastırı (Plaza de San Francisco de Asis)
San Francisco de Asis Meydanı’ndaki bu kilise günümüzde klasik müzik konserlerine ve dini sanat eserlerine ev sahipliği yapıyor. Arkada avlusu ve daha önce keşişlerin kaldığı 100 odalık konaklama bölümü de var. Giriş ücreti 2 CUC.



Buraya girmenizi gerektiren en önemli şey ise Habana’daki en yüksek çan kulesine çıkmak ve manzarayı izlemek. Uzakta Capitolio Binası ve yanıbaşınızda körfezi seyrederken bir yandan da kulede çalışan görevli Carlos’la sohbet edebilirsiniz. Carlos’un Türkiye’den geldiğimizi öğrendiğinde verdiği ilk tepki ise “Ankara” demek oldu. 



Museo de la Cuidad (Tacon, 1)
Eskiden koloni dönemindeki valilere  ev sahipliği yapan Palacio de los Capitanes Generales’in içinde bulunan müze görülmeye değer. Aslında bina Habana’nın ilk kilisesinin üzerinde yükseliyor. Fakat kilise, HMS Invincible adlı İngiliz gemisinin 1741’de limanda patlamasıyla büyük hasar  görerek yıkılıyor.



Müzede koloni döneminden kalan mobilyalar, askeri üniformalar, kişisel eşyalar ve fotoğraflar sergileniyor. Ortadaki avludaki heykel Kristof Kolomb’a ait. Müzenin önündeki sokağa dikkat ederseniz zeminin ahşap olduğunu göreceksiniz. Rivayete göre at arabalarının çıkardığı sesten rahatsız olan vali, sokağın taşlarını söktürüp ahşapla kaplatmış. Şanslıysanız müzenin önünde verilen bir konsere rastlama ihtimaliniz de var. 



Museo El Templete (Plaza de Armas) 
1828 tarihli bu şapelin bulunduğu yerde 1519 Kasım’ında bir ceiba ağacının yanıbaşında Habana’daki ilk ayin yapılmış. Ceiba ağacının özelliği yerliler tarafından kutsal kabul edilmesi. Bugün aynı ağacın yerinde yeni bir ağaç var ve gelenler etrafında dönüp dua ediyorlar.  



Palacio Cueto (Muralla ve Mercaderes köşesi)
Habana’nın en güzel art nouveau binası Plaza Vieja’nın köşesinde bulunuyor. Gaudi’den esintiler taşıyan ve bir dönem otel olarak da hizmet veren bina şimdilerde restore edildiği için gezme şansımız olmadı. Belki siz yenilenmiş halini görebilirsiniz.

 

Edificio Bacardi (Av de las Misiones’de Neptuno ve Empedrado arası)
1929 tarihli bu Art Deco tarzı bina, diğer binaların arasında sıkışıp kalmış gibi görünse de farklı tarzıyla dikkatinizi çekiyor.




Asıl ilgi çeken yanı ise tepesindeki La Baritta adlı barın sahip olduğu mükemmel manzara. Bir şeyler içmek için uğranabilir.

Sahildeki hediyelik eşya pazarı (Av del Puerto’da tren istasyonun 500m kuzeyinde)
Eski tersane binasına benzeyen kapalı bir alan içinde bir sürü resim, kıyafet, magnet ve daha birçok şeyin satıldığı bir pazar. Deniz kenarından bakarsanız Habana Körfezi’ni izleyebilirsiniz.



Buradan Rom Müzesi’ne doğru yürürseniz yol üstünde Güney Kıbrıs Rum Piskoposu’nun da bir heykelini göreceksiniz. Buralara kadar sirayet edebiliyorlar demek ki.



Bunu geçtikten sonra Bar Dos Hermanos içmek için iyi bir yer olabilir.
Tren İstasyonu, Çiçekçiler ve Pazar (Av de Belgica üzerinde)
Av de Belgica üzerindeki tren istasyonu ve önündeki trenleri görün. Küba’da hala işleyen buharlı trenler bulunduğu için burası tren severler için biçilmiş kaftan.



İstasyondan uzaklaşırken karşıdaki binalardan birindeki pastane büfesi gibi yer dikkatimizi çekti. Fotoğraftaki sarı renkli kek lezzetli görünse de hijyenik kaygılarla denemeden geçtik.



İstasyondan kuzeye doğru devam ederseniz mavi boyalı binanın altında rengarenk tezgahlarıyla çiçekçileri göreceksiniz. 



Çiçekçilerin geçtikten sonra sağa dönerseniz sebze meyve satılan bir halk pazarı görebilirsiniz. Alışveriş yapan ahaliyle beraber dolaşmak keyifli olabilir.



Obispo Sokağı ve hediyelik eşya pazarı 
Habana Vieja’nın en hareketli sokağında herşeyi bulabilirsiniz. Restoranlar, barlar, turist bilgi bürosu, otobüs ve uçak bilet büroları, banka ve döviz bürosu ve daha pek çok şey mevcut.



Akşam geç saatlerde de en aydınlık ve güvenli sokak burası. Fakat akşam yıkama zamanına denk gelirseniz yürümek hayli güç.
Hediyelik eşyaların satıldığı pazar da ilginizi çekebilecek bir diğer yer.  

Yeme – İçme
Casa Particular Yemekleri (kaldığınız evde)
Akşam yemeği yiyeceğimiz ilk gün ev sahiplerimiz tarafından hazırlanan ıstakoz, fasulyeli pilav ve kızarmış muzdan oluşan mönüyü yedik. Oldukça da beğendik. 



Başka bir defada bize çok güzel bir balık (soğanlı, sarımsaklı), pilav, tatlı patates (buna bayıldık) ve cassava (patates muz arası bir tadı var)’dan oluşan bir yemek hazırladılar. Bu da en az ilk yemek kadar güzeldi.



Eğer siz de bir evde konaklarsanız, mutlaka ev sahiplerinizin yemeğini deneyin.  
Museo del Chocolate (Amargura ve Mercaderes köşesi)
Eğer çikolata severseniz mutlaka uğrayın. İsminin müze olduğuna bakmayın, aslında bir kafe. Menüde sıcak, soğuk, koyu, beyaz her türden çikolata mamulü mevcut. Biz denediğimiz Aztek tarzı hafif acılı sıcak çikolatayı beğendik (0,55 CUC). 



Çıkmadan da kasada satılan şekilli çikolatalardan satın alıp dolaşırken yedik. İlk gittiğimizde boştu fakat haftasonu kendi ahalisi doldurduğu için sıra oluyor. 



Restaurante Hanoi (Brasil ve Bernaza köşesi)
Adının Hanoi olduğuna bakmayın, yemeklerin Uzakdoğu ile alakası yok. Tabelasında da nedense farklı birşey yazıyordu fakat sorunca onayladılar. Arka tarafında çok güzel bir avlu var. Habana’da birçok yerde canlı müzik vardı fakat burada çalan amcalar hem çok güzel çalıyorlardı, hem de bahşiş söz konusu olduğunda çok kibarlardı.



Meyve soslu tavuk, fasulye, avokado, domates ve göbekten oluşan salata, mojito ve mango daiquri (salata hariç hepsi güzeldi) toplam 18 CUC tuttu. Obispo üzerinde en iyi yemek yenecek yer burası.



Restaurante La Dominica (O’Reilly, 108)
Habana’nın en iyi İtalyan restoranlarından biri olan mekan, menüsünde deniz mahsülleri, pizza ve makarnalar bulunduruyor. Bulunduğu sokak ve masalar itibariyle de nezih bir ortamı var.



Sebze çorbası, deniz mahsüllü pizza (ikisi de güzeldi) ve içeceklerle hesap 18,5 CUC tuttu. Fakat sizden yemek dilenmeye gelen kedilere dikkat. Bir tanesi eşimin eline atlayıp çizdiği için (hayvan yaralanmış ve tedavi görmüştü), ertesi sabah Küba sağlık sistemini bizzat tecrübe etmek zorunda kaldık.
Netice olarak devlet hastanesinde Küba’da katiyen kuduz olmadığı ve tüm hayvanların kontrol edildiği bilgisi ve biraz da pansuman ile içimiz rahatladı. Yine de aklınızda bulunsun, acil bir doktora ihtiyacınız olursa, Hotel Parque Central’in içinde özel bir doktor var.
El Cafe Mercurio (Lonja del Comercio binasında)
Plaza de San Francisco de Asis’deki bu mekan hem kapalı, hem de açık alana sahip. Hava güzelse önündeki masalardan meydanı seyretmek keyifli olur. İç mekan ise oldukça seçkin. Deri koltuklar, örtüler, kravatlı garsonlar ve dekorasyon. Fakat tüm bunlar gözünüzü korkutmasın. Tüm bunlara rağmen iyi yemek ve uygun fiyatlar var. Biftek, tavuk, salatalar, fasulyeli pilav ve su 16,8 CUC tuttu. Şiddetle tavsiye edilir.



La Bodeguita del Medio (Empedrado, 207)
Arka tarafında bir restoran bulunsa da bu mekanı en bilinir kılan özelliği ön tarafındaki barı. Ernest Hemingway 1930’ların sonlarında buraya takılmaya başlayınca mekan popüler hale gelmiş. Bugün ise efsanenin peşinden koşan turist kalabalıklarının sürüklendiği ilk yerlerden biri.



Hemingway’in ünlü bir cümlesi küçük barın duvarına asılmış : “Mojitomu Bodeguita’da, daiquirimi El Floridita’da içerim”. Açıkçası 4 CUC verip içtiğim mojitoyu çok beğenmedim ve turist kalabalığı da sıkıntı verdi. Yine de benim Kübalı Aysel Gürel dediğim teyzeyi  görmek ve efsanevi bir mekanı ziyaret etmek için uğranabilir.
El Floridita (Obispo, 557)
Frozen Daiquiri’nin keşfedildiği ve Hemingway tarafından da uzun süre desteklendiği bu mekan, turistik olmasına rağmen fena değil. Daiquiri ise mutlaka içilmesi gereken bir içki.



Ödeyeceğiniz 6 CUC’a barda dikilen Hemingway’le fotoğraf çektirmek de dahil.  
La Taberna de la Muralla (San Ignacio ve Muralla köşesi, Plaza Vieja)
Girişinde yer alan ızgarada pişen etlere ek olarak burayı özel kılan kendi hazırladıkları biralar. Plaza Vieja’daki masalarda oturup etrafı keserken, koyu biraların tadını çıkartabilirsiniz.





Tavuk ve kızarmış sardalyayı çok beğenmedik. Servis de oldukça yavaştı. En iyisi bira içmek. Her daim dolu.
Monserrate Bar (Obrapia, 410)
El Floridita’nın birkaç sokak aşağısında ve çok daha ucuza daiquiri içebileceğiniz nezih bir bar. Tavsiye edilir.



Centro Habana
Eski Habana’nın batısında yer alan bu bölge 19. Yüzyıl’da gelişmeye başlamış. Parque Central, meşhur Capitolio Nacional, Partagas Puro Fabrikası, birçok tarihi otel, meşhur sahil yolu Malecon, Çin Mahallesi ve yine meşhur cadde Prado (Paseo de Marti) Centro Habana’nın kapsadıklarından bazıları.
Bunların dışındaysa batısında yer alan köhne yerleşimlerin olduğu sokaklarda ise Habana Vieja’dakinin aksine turistik gözlerden uzakta gerçek Habanalılar’ın yaşamı var. Fakat buralara gece gitmeniz tavsiye edilmez.
Habana Vieja’dan buraya yürüyerek ulaşılabiliyor. Ancak Malecon boyunca batıya doğru çok ilerlediyseniz taksiyle dönmeniz gerekebilir.

Görülecek
Capitolio Nacional
Washington D.C.’deki ünlü Kongre Binası’nın kopyası olmasına rağmen, orjinalinden biraz daha büyük. 1926 yılında zamanın ABD destekli diktatörü Machado’nun talimatıyla yapımına başlanan bina 17 milyon ABD Doları’na mal olmuş. İlk başta Küba Kongresi’ne hizmet verirken, devrimden sonra Bilim Akademisi ve Bilim Teknoloji Kütüphanesi olarak hizmet vermeye başlamış.


Bizim bulunduğumuz sırada geziye açık değildi. Orjinalinden daha büyük ve detaylı fakat dış cepheden  bakınca onun kadar bakımlı olmadığı anlaşılıyordu.  O gün Capitolio’nun önünden başlayan halk koşusuna rağbet oldukça fazlaydı.
Real Fabrica de Tabacos Partagas (Industria, 520)
Capitolio’nun hemen arkasındaki bu fabrikada Cohiba ve Montecristos gibi meşhur purolar üretiliyor. Habana’daki en eskilerden olan fabrika (1845), puroların üretimini gözler önüne seriyor. Elbette biraz turistik bir halde.


Biz gittiğimizde burası da dahil olmak üzere Habana’daki bütün puro fabrikaları geziye kapalıydı (sebep belli değil, görevliler de açıklama ihtiyacı hissetmiyorlar). Bu yüzden sadece giriş katındaki dükkana göz atabildik. Fiyatlar hayli yüksekti. 


Fabrikayı geçip ilerideki parka doğru giderseniz, köşede hurdaya çıkarılmış trenleri ve etrafta bolca gezinen eski Amerikan arabalarını görebilirsiniz. Az ileride de Çin Mahallesi’nin giriş kapısı var.
Parque Central 
Ortasında Jose Marti’nin heykeli olan park, birçok otel ve önemli bina ile çevrili olduğu için sürekli hareketli. Hotel Inglaterra, Güzel Sanatlar Müzesi, Hotel Telegrafo, Gran Teatro de la Habana bunlardan bazıları.


Şehir turu yapabileceğiniz turist otobüsü ve faytonlar buradan kalkıyor. Etrafta da bolca taksi mevcut. Dolayısıyla ulaşım için çıkış noktası olarak değerlendirebilirsiniz.
Barrio Chino
Dragones Sokağı’nın girişindeki kapıdan başlayıp Cuchillo ve çevre sokaklarını Çin Mahallesi olarak tanımlayabiliriz. Çin Mahallesi’nin hikayesi 1847’de adadaki şeker kamışı tarlalarında çalışmak için gelen Çinli işçilerle başlıyor. 1880’de sayıları 100.000’i bulan Çinliler, Castro’nun devrimden sonraki millileştirme politikaları sonucunda çareyi ABD’ye göçmekte buluyorlar. 


1990’larda turizm gelirlerini arttırmak isteyen hükümet, bölgeye çokdilli tabelalar, bir giriş kapısı ve restoranlar açarak tekrar canlandırıyor. Fakat bana sorarsanız diğer ülkelerde olduğu gibi ne sokakta bir Çinli gördük, ne de hakiki Çin restoranı.
San Rafael Sokağı

    

Hotel Inglaterra ve Gran Teatro de la Habana arasındaki bu sokak, Habanalılar’ın alışveriş için sıkça ziyaret ettikleri ve son derece canlı bir bölge. İşportacılar, marketler, manav, kasap, restoran ve her nevi dükkanı faaliyet halinde görebileceğiniz bu sokağı görmeniz tavsiye edilir.



El Prado (Paseo de Marti)
Parque Central’daki Hotel Telegrafo’nun karşısından başlayıp kuzeyde sahile kadar uzanan bu bulvar, vaktiyle Habana’ya Avrupa şehirlerindeki gibi bir bulvar kazandırmak üzere 1770’de yapılmaya başlanmış.



Görür görmez aklıma Barselona’daki La Rambla’yı getiren bulvar boyunca, resim ve çizimlerini sergileyen sanatçılar, bir satranç turnuvası ve top oynayan çocuklar vardı.



Hotel Inglaterra (Paseo de Marti, 416)
1856’da kapılarını açan Habana’nın en eski oteli cepheden Parque Central’e bakıyor. Güzel bir mimariye sahip otelin altındaki El Louvre barda parkı seyrederek birşeyler içebilirsiniz. 



Ayrıca giriş katındaki ofisten diğer şehirlere seyahat etmek için otobüs ve ünlü Tropicana şovuna bilet alabilirsiniz.
Hotel Sevilla (Trocadero, 55)
İspanyol-Emevi tarzı bir mimariye sahip Habana’nın en meşhur otellerinden bir olan Hotel Sevilla, Al Capone ve yazar Graham Greene gibi ünlüleri misafir etmiş. Avlusunda bulunan Patio Sevillana’da meşhur kokteyl Mary Pickford’ı deneyebilirsiniz. 



Otelin önünde de turistlere kiralanan klasik arabaları görebilirsiniz.



Museo de la Revolucion (Refugio’da, Agramonte ve Av de las Misiones arası)
Habana’nın en büyük müzesi eski başkanlık sarayı olan binada hizmet veriyor. İç dekorasyonu New York’lu Tiffany tarafından yapılmış. Aynalar Odası adındaki oda da Versailles Sarayı’ndaki aynı isimli odadan esinlenerek yapılmış.




Başkanlık sarayı olduğu dönemde 1957 yılında öğrenci lideri Jose Echeverria tarafından Batista’ya karşı düzenlenen başarısız süikast girişimine de sahne olmuş. Ayrıca duvarlardaki devrim çatışmalarında oluşan mermi izleri de özellikle tamir edilmemiş. 



Müzedeki bölümler kronolojik bir şekilde devrim öncesinden başlayarak devrim mücadeleleri ve mevcut rejimin getirileri ile günümüze bağlanıyor. Bunlara ek olarak Che Guevara ve Camilo Cienfuegos’a ayrılmış özel bir bölüm var. 



Müzenin ön tarafındaki açık alan ise Pavillon Granma. Burada Castro’nun devrimi başlatmak üzere Meksika’dan Küba’ya geldiği Granma adlı yat ve devrimde ve daha sonra kullanılan diğer araçlar (Kamyon, cip, tank, uçak, vb.) sergileniyor.  



Giriş ücreti 6 CUC, ayrıca fotoğraf makinası için de 2 CUC isteniyor. Toplam 1-1,5 saat vakit geçiriliyor.



Malecon (Av Antonio Maceo)
Habana Vieja’nın kuzeyinde Habana Körfezi’nden başlayıp Centro Habana kuzeyi ve Vedado’ya kadar ulaşan sahil yolu. Keşfetmeye Castillo de la Fuerza’nın karşısından başlayıp gidebildiğiniz kadar gidin. Fakat uzun bir yürüyüş olacağını hatırlatmak isterim. En güzel zamanlar gün batımına yakın olan saatler. Sahildeki hareketlilik akşam saatlerinde içkilerini alıp muhabbete ve serinlemeye gelen yerel halk ile artıyor.



Başlangıç noktanızda körfezin kaşısındaki Castillo del Morro ve İsa Heykeli’ni görebilirsiniz. Eğer akşam 21:00’de buradan geçerseniz kaleden yapılan top atışına tanık olabilirsiniz. 



Biz ancak Maceo Parkı’na kadar gidebildik, dönüşü de cocotaxi ile yaptık. Başka bir gün bindiğimiz turist otobüsü ile daha ilerisini de görebildik. Haliniz olursa Hotel Nacional’a kadar devam edin ve orada birşeyler için.



Yeme – İçme
Paladar La Guarida (Concordia, 418)
Fresa y Chocolate adlı meşhur filmin geçtiği binada yer alan bu restoran gezimiz boyunca bu bölgede gittiğimiz tek ve en kalbur üstü restorandı. New York Times ve Guardian’da çıkan yazılardan sonra popülaritesi artan özel teşebbüse ait (paladar) bu  restorana rezervasyon yaptırmadan gitmeseniz iyi olur. Habana’daki son akşamımız şerefine gittiğimiz yere cocotaxi ile 5 CUC’a ulaştık.
Yüksek tavanlı eski taş bina çok etkileyici olmasa da Habana için ayrıcalık sayılabilecek bir dekorasyon, lezzetli yemekler ve hızlı servis mevcuttu. Peynirli ve patlıcanlı giriş, kılıçbalığı, pişmiş elma ve vanilyalı dondurma oldukça güzeldi. İçkilerle birlikte hesap 60 CUC geldi. Habana’da özel bir yemek isterseniz tavsiye edilir.

Vedado
Eski Habana ile tamamen zıt bir şekilde geniş yollar, gökdelen şeklinde oteller ve Amerikan tarzı evlerle Vedado, ABD yönetiminin etkisi altında olunan yıllarda geliştiğini belli ediyor.



Özellikle 1950’li yıllarda mafya tarafından işletilen kumarhane ve oteller, burayı Amerikalıların oyun bahçesi haline getirmiş. En önemlileri Hotel Nacional, Hotel Capri ve eski Hilton olan Hotel Habana Libre.
Sahil tarafında ise Miramar’ı da kapsayacak şekilde malikaneler ve yazlık evler var. Vedado’ya ulaşmanın en iyi yolu turist otobüsü ya da taksi.

Görülecek
Hotel Nacional (0. ve 21. Sokak köşesi)
Florida Palm Beach’deki Breakers Hotel’in kopyası olan bu otel, 1930 yılında inşa edilmiş. Şu anda Habana’daki ulusal anıtlardan biri olarak kabul ediliyor. Ünlü misafirleri arasında Winston Churchill, Frank Sinatra, Ernest Hemingway, Naomi Campbell, vb kişiler var.



Otelin geçmişindeki önemli anlardan biri de 1946’da Amerikan mafyasının en büyük buluşmalarından birine ve bunun şerefine verilen Frank Sinatra konserine sahne olduğu toplantıdır.



Size tavsiyem otelin önündeki bahçede güzel bir kokteyl alıp yukarıdan sahili izleyin. Fiyatlar abartılı değil (2 içki 8,5 CUC).

Hotel Habana Libre (L ve 23. Sokak köşesi)
Eski Habana Hilton olan bu otel, devrimden sonra 9 ay boyunca Castro’nun ülkeyi yönettiği yer olmuş. Elbette Castro çöreklendikten sonra Hiltonlar yönetimi bırakıp oteli terk etmişler.



Hotel Capri (21. Sokak)
Günümüzdeki haliyle pek ihtişamlı görünmese de bu otel de diğerleri gibi Küba’nın mafya tarafından yönetilen gazino ve eğlence zamanlarından bir geriye kalan bir anı.



Soy Cuba ve Our Man in Havana filmlerinin bazı sahneleri çatı terasındaki manzaralı havuzda çekilmiş. 
Plaza de la Revolucion 
Birçok yolun kesiştiği bu devasa meydan, Castro’yu ve Papa’yı dinlemeye gelen kalabalıklar tarafından doldurulmadığı zamanlarda oldukça ıssız görünüyor. Issızlığı bozan tek şey ise meydana bakan, Che’nin de bir zamanlar bakanlık yaptığı İçişleri Bakanlığı binasının üzerindeki Che’nin ve yandaki Camilo’nun duvar resimlerini görmeye gelen turistler oluyor. 


 
Diğer tarafta ise 138.5 m’lik Habana’nın en yüksek yapısı olan Jose Marti Anıtı bulunuyor. Anıtın altında Jose Marti ile ilgili bir müze ve 129 m yükseklikte de güzel manzaraları görebileceğiniz bir seyir noktası bulunuyor. Fakat biz gezdiğimiz sırada ikisi de kapalıydı.



Buraya en iyi ulaşım yolu cocotaxi. Habana Vieja’dan 5 CUC’a gelebilirsiniz.



Necropolis Cristobal Colon (Calzada de Zapata ve 12. Sokak köşesi)
Mezarlıkta ne işimiz var demeyin, Küba’nın en büyük mezarlığında son derece sanatsal mozole ve heykeller bulunuyor. Küba tarihinde öneme sahip birçok şahsiyetin mezarını görebilir, kim olduklarını öğrenebilirsiniz.



Muhteşem giriş kapısı Roma’daki Zafer Takı’ndan esinlenerek yapılmış. Giriş ücreti 5 CUC. Yürüyerek yapacağınız bir tur bir saatinizi alabilir. Sıcak saatlerde gitmemeniz tavsiye edilir. Cocotaxi ile geliş 7 CUC tuttu.




Gezi sırasında Granma Yatı ile Küba’ya çıkanlara adanmış anıtın önünde dururken yanımıza yaklaşan görevli, son derece düzgün bir İngilizce ile anıtla ve bu insanlarla ilgili bilgi verdi. Türkiye’den geldiğimizi öğrendiğinde içten bir sempati gösterdi ve uzun uzun sohbet etti. Küba’da ülkemize duyulan ilgi bizi de mutlu etti.




Ayrıca buraya sadece beş dakika mesafedeki Real Fabrica de Tabacos H Upmann (23. Sokak 14. Ve 16. Sokak arasında) puro fabrikasına da uğramayı ihmal etmeyin. 1844’ten beri üretim yapan bu puro fabrikası Partagas Fabrikası’ndan sonra en meşhur ikinci fabrika. Diğerini gezemememize neden olan kapalılık burada da olduğu için sadece binaya bakmakla yetindik. 




Universidad de la Habana (Neptuno ve San Lazaro köşesi)
Devrim öncesinde ateşli öğrenci hareketlerine sahne olan üniversite, bugünlerde okuyan 30000 civarındaki öğrenciye rağmen oldukça sakin.



Üniversitenin içinde Küba’da yaşayan canlıların doldurulmuş örneklerini görebileceğiniz Doğa Tarihi Müzesi ve arkeolojik eserlerin sergilendiği Antropoloji Müzesi’ni gezebilirsiniz.

Yeme – İçme
Coppelia (23. Sokak ve L köşesi)
Her ne kadar dondurma konusunda bizleri etkilemek çok zor olsa da, gösterilen yoğun ilgi karşısında bu meşhur dondurmacıya kayıtsız kalamadık. 1960’lardan beri bir parkın içinde hizmet veren Coppelia’da dondurma yemek yerel halkın özellikle haftasonları favori faaliyeti. Biz de bir Pazar günü denk gelince dışardaki inanılmaz sıra görüp, denemekten vazgeçtik. Sıra beklemek istemeyenler için dışarda sattıkları külah dondurma ise çok etkileyici değildi.



Paladar Los Amigos (M Sokak, 253)
Daha çok yerel halkın tercih ettiği bu restoranı yoldan geçerken görmek zor. Bir binanın arka cephesinde yer alıyor ve az sayıda masası var. Biz Uruguay biftek (Cordon Bleu gibi), pilav, fasulye, patates ve salata ile bira içtik. Hesap 30 CUC.



Diğer
Saydığım bölgeler dışındaki yerler ve yapılacaklar ise şunlar olabilir.

Fortaleza de San Carlos de la Habana (Parque Historico Militar Morro, Cabana)
Şehrin savunmasını güçlendirmek üzere 18. Yüzyıl’da yapılan bu kale, körfezin diğer ucunda yer alıyor. Günümüzde içinde yarım gün geçirebileceğiniz müze, restoran ve barlar var. Eğer akşam saatlerinde giderseniz, 21:00’da da top atışı yapılıyor. Fakat gece dönüş için taksi ayarlamayı unutmayın.



Playas del Este 
Habana’nın yaklaşık 20 km doğusundaki bu plaj, şehirden kaçış ve deniz için kesinlikle mükemmel. Parque Central’den bindiğimiz turist otobüsü ile gidiş dönüş 3 CUC’a yarım saatte varılıyor. Dönüş için son otobüs 18:00’de.



9 km uzunluğundaki plajın daha sakin yerlerinde takılmak için en batısında indik. Doğuya doğru gittikçe oteller, yerleşim ve kalabalık yoğunlaşıyor.



Deniz dalgalı ve sahil rüzgarlıydı. Haftaiçi gittiğimiz pek kalabalık yoktu. Eğer şehirde gezmekten sıkılırsanız mutlaka tavsiye edilir.
Turist Otobüsü (Parque Central kalkışlı)
İki ayrı tura sahip olan turist otobüsü ile Malecon üzerinden Miramar’a giden tur 5 CUC tutuyor ve yaklaşık 2 saat sürüyor. Eğer kendiniz Centro Habana ve Vedado’nun kuzeyine gittiyseniz bu tura katılmanız gereksiz. Çok ilginç bir şey görmüyorsunuz. Turu sadece çok kısıtlı zamanınız varsa tercih edin.



Doğuya giden tur ise körfezin karşısındaki kaleye ve Playas del Este plajına ulaşım amaçlı kullanılabilir. Hem hesaplı hem de zamanlı olması avantaj.

Ulaşım
Habana’da ulaşımı sağlayabileceğiniz ilk şey cocotaxi. Devlet tarafından işletilen bu üç tekerlekli motordan bozma taksiler en hesaplı ve hızlı ulaşım metodu. Bunlara coco denmesinin sebebi hindistan cevizi gibi yuvarlak şekilleri. Eğer cocotaxi bulunmayan bir yere gidiyorsanız, sürücü ile anlaşıp dönüş için sizi beklemesini sağlayabilirsiniz.



Diğer bir araç ise normal taksiler. Genelde eski Amerikan arabaları şeklinde olan bu taksilerin kötü durumda olanlarından bindiğimiz bir tanesi oldukça ucuzdu. Fakat bakımlı olanlarda fiyat artabilir. Hem cocotaxide hem de diğer taksilerde ölçüm cihazı yok. Fiyatı öğrenmeden binmeyin.
Bisiklet taksiler ise daha çok Habana Vieja civarında bulunuyor. Bunlarda süre uzun, hız düşük ancak fiyat da düşük oluyor. Fakat her köşebaşında dikilip müşteri bulmak için sürekli taciz ettikleri için bunlara hiç binmedik.



Daha uzun mesafeli yolculuklarda (havaalanı gibi), yeni ithal arabalardan oluşan Cuba Taxi’yi kullanın.
Turist otobüsü ise güzergah uyuyorsa tek biletle çoklu inip binerek hesaplı olabilir.
Otobüsle başka bir şehre gidecekseniz Viazul en yaygın seçenek. Fakat binmek için şehir merkezine hayli uzak olan terminale gitmek zorundasınız. Bunun yerine Hotel Inglaterra’dan bilet alabileceğiniz ve birçok otelden binme şansınız olan diğer şirket Cubanacan’ı tavsiye ederim. Ayrıca Viazul bagaj başına 1 CUC daha alıyor.
Uçakla seyahat edecekseniz Küba’nın ulusal şirketi Cubana biletini internetten alabiliyorsunuz. Küba’dan sonra Dominik’e giderken uyguladık.

Tavsiye ve İzlenimler
Habana’da bulunduğumuz sırada bizi en çok rahatsız eden şey sürekli yanınıza yanaşan, size puro satmaya, ve kiralamaya, çocuğuna süt aldırmaya çalışan insanlardı. Bazıları o kadar ısrarcı tiplerdi ki ancak kızgın bir şekilde terslendiklerinde peşinizi bırakıyorlardı. Bir de sohbet ediyormuş gibi görünüp, baklayı çok sonra ağızlarından çıkaranlar vardı. Sonuç olarak sokakta yanınıza yanaşıp saati bile soran bir Kübalı görürseniz, ona cevap vermeyin (çünkü aslında saati sormadığını anlayacaksınız) , anlamıyormuş gibi yapın. Kurtulmanın en kestirme yolu bu. Eğer sohbet etmek istiyorsanız siz yanaşın.
Eğer Habana Vieja’da kalıyorsanız gece geç saatlerde Obispo ve San Ignacio sokaklarını kullanarak istediğiniz yere varmaya çalışın. Bunlar dışındaki sokaklar daha karanlık ve ıssız. Ayrıca salaş ortamlardan hoşlanmıyorsanız tavsiyem otelde kalmanız. Sevmediğiniz takdirde bu bölge mutsuz olmanıza sebep olabilir.
Gezimizde Habana’ya 5 gece 4 gün ayırmıştık. Siz gelecek olursanız bir gün daha kısaltmanızı öneririm. İyi bir tempoyla 3 günde her yeri görebilirsiniz. Artan günü başka bir şehirde ya da Habana dışında kullanın.
Yanınızda Amerikan Doları yerine Euro getirin. Dolar bozdururken %10 vergi uygulanıyor. Kredi kartı yaygın değil. Hesaplarınızı nakite göre yapın.
Casa Particular’da kalacaksanız rezervasyonun yapıldığından emin olun. Biz birkaç kez yazışmamıza rağmen aracı ile sorun yaşanmıştı.
Genel olarak bakacak olursak karamsar bir tablo çizmiş gibi görünsem de, Habana gezimizden memnun kaldık. Dünya üzerinde nadide özelliklere sahip yerlerden birini toptan değişime uğramadan gördük. Uzaktan herkesin fikir sahibi olduğu bazı şeyleri yerinde tecrübe ettik. İşte bunlar için Küba’ya gitmeye değer.
Bundan sonraki durak Trinidad şehri. Küba macerası devam edecek...