16 Mart 2013 Cumartesi

Alper Fransa'dan Bildiriyor : Paris

Popüler gezilerden kaçınmaya çalışsak da birgün elbet sıra gelecekti. Romantizmin, aşkın, bohemin ve sanatın her karışına işlediği söylenen, gitmese de herkesin zihninde bu kavramlarla yer etmiş Paris’ten bahsediyorum. Bu algı tamamen doğru mu değil mi yerinde görmeye karar verdik. 


04.09.2012 Salı
İstanbul’dan başlayan yolculuğumuz Paris Charles De Gaulle Havalimanı’nda son buldu. Daha ayak basar basmaz ilginç mimarisi ile dikkat çeken uydu terminal, 1974 tarihli bir yapıya göre zamanının çok ilerisinde tasarım özelliklerine sahip. Ana binayı uydulara bağlayan tüp şeklindeki geçişler adeta ahtapotun kollarını andırıyor. Kullanışlı olup olmadığı tartışmalı (Fransızlar’la ilgili birçok konuda olduğu gibi) fakat incelemeye değer.
Bavullarımızı almak için ana terminale ulaştığımızda bir sürprizle karşılaştık. Bavullarımız İstanbul’da unutulmuştu ve ertesi gün elimize ulaşacaktı. Kısa bir şaşkınlığın ardından Info’ya gidip şehir merkezine tren bileti (9,25 €), 5 gün geçerli metro kartı (merkezden dışa doğru Zone 1-3 arasını kapsayan kart alırsanız her yere gidebilirsiniz 31,15 €) ve 4 günlük Paris Museum Pass (müzekart istenen günden başlatılabiliyor, eğer toplamda 3 veya daha fazla müze gezecekseniz parasını çıkartıyor 54 €) aldık. 



Fransa
Fransa diyince akla elbette ilk olarak Paris geliyor. Büyüklük bakımında takipçisi Marsilya şehri onun ancak üçte biri kadarken Paris’in bu kadar önemli olması kaçınılmaz. Fransa’da meşhur bir laf var  ”Paris hapşırırsa, Fransa grip olur”.
Paris’in tarihine bakacak olursak ilk anlamlı yerleşimin kendilerine Parisii adını veren Kelt Galyalılar (Asteriks’e konu olan klan) tarafından MÖ 3. Yüzyıl’da  yapıldığını görüyoruz. MÖ 52 senesine kadar süren çekişmelerin sonunda Romalılar bölgenin kontrolünü ele geçiriyorlar. MS 3. Yüzyıl’daki Frank ve Cermenler’in göç etmesiyle mevcut yerleşimler terk edilerek etrafı surlarla çevrili Ile de la Cite’e (bugün Notre Dame’ın olduğu küçük ada) yerleşiliyor. Bu tarihte yaygın din Hristiyanlık ve Mitraizm idi.
MS 5. Yüzyıl’a kadar Roma idaresinde kalan Paris, öncekinden daha kuvvetli gelen Frank ve Cermenler’in eline geçiyor. Fakat Carolingian hanedanı Charlemagne (768-814) tahtını günümüzdeki Aachen’e taşıyınca Paris kaderine terk ediliyor ve 4 Yüzyıl’dır Seine Nehri’nden yağma için gelen Vikingler’in 10 ay süren kuşatması ile sıkıntı doruğa çıkıyor.

 
10. Yüzyıl’da kendi kaderini tayin etmek isteyen Paris’li kontlar aralarından seçtikleri Hugh Capet’i başa geçiriyorlar ve Paris yavaş ama emin adımlarla ticaret, din, sanat, politika ve kültür açısından merkez haline geliyor. Fransız Devrimi’ne kadar uzanan bu zaman diliminde gerçekleşen önemli olaylardan bazıları şu şekilde ;
1066 Batı Fransa’yı (Normandiya) ellerinde tutan Vikingler’in torunları Normanlar, İngiltere’yi işgal ederek Fransız ve Anglo-Normanlar arasında 300 yıl sürecek anlaşmazlıkların tohumunu atıyorlar
1163 Notre Dame Katedrali’nin yapımı başlıyor
12-13. Yüzyıl Bataklık olan Marais bölgesi tarım amacıyla kullanılmak üzere kurutuluyor. Romalılar’dan sonra ilk defa 4 ana cadde taşla döşeniyor ve şehir surları genişletiliyor. Sorbonne Üniversitesi kuruluyor
Yüzyıl Savaşları (1337-1453) nüfusun üçte birinin ölümüne sebep olan Kara Veba (1348-49)’yı ve Etienne Marcel’in örgütlediği işçi ayaklanmasını da (1358) içine alan bu savaşlar sırasında Paris çok zor zamanlar yaşamış ve Fransızlar’ın Agincourt’ta (1415) yenilmesiyle İngiliz idaresine girmiş. Bu sırada ortaya çıkan 17 yaşında çiftçi bir kız olan Jean D’arc, Fransız ordusuyla beraber İngilizler’e karşı bazı başarılar kazansa da Paris’i alamamış ve 1430’da yakalananınca yakılarak idam edilmiş. Paris’i kurtarmak ancak VII.Charles’a nasip olmuş (1436)
15. Yüzyıl’ın başları İtalyan şehir devletlerine yapılan askeri seferler sırasında Rönesans’ın öğrenilmesine ve laikliğin konuşulmaya başlamasına sahne oluyor. Matbaa ve mimari gelişmeye başlıyor
Din Savaşları (1562-1598) Avrupa’da 1530’larda ortaya çıkan Protestanlık’ın Fransa’daki savunucusu John Calvin idi. Protestanlar tarafından talep edilen haklar Katolikler tarafından şiddetle bastırılmaya çalışıldı. İngilizler’in desteğiyle tahta geçmeyi başaran Protestan IV. Henri, Katolik Paris halkı tarafından 5 sene boyunca şehre sokulmamış ve ancak Katolik olarak tahta geçebilmiştir. Böylece Fransa’da Bourbon Hanedanlığı hüküm sürmeye başladı.
17. Yüzyıl ve 18. Yüzyıl’ın ilk yarısı giderek artan merkeziyetçi ve mutlakiyetçi yönetime, İngiltere, Hollanda ve Avusturya ile yapılan savaşlara sahne oluyor. Ancak Yedi Yıl Savaşı (1756-63)’nda kaybedilen Kanada, Batı Hint Adaları ve Hindistan, hükümdarın otoritesini, Voltaire, Rousseau ve Diderot ile başlayan Aydınlanma ise kilisenin otoritesini sarsmaya başlamıştı.
14 Temmuz 1789’da silahlı isyancıların eski rejimin sembolü Bastille Hapishanesi’ni basıp bazı tutukluları serbest bırakmasıyla Fransız Devrimi başlamış oluyor ve ardından meşhur Fransız İnsan ve Yurttaş Hakları Bildirisi yayınlanıyor. 1792’de Birinci Cumhuriyet ilan ediliyor ve 1793’de XVI. Louis ve karısı Marie-Antoinette idam ediliyor.
1799’da yönetimdeki anlaşmazlıkları fırsat bilen Napoleon Bonaparte adında Korsika’lı genç bir general Cumhuriyeti kaldırıp Monarşik bir idare kuruyor ve daha sonra kendini imparator ilan ediyordu. İlk 16 yılda neredeyse bütün Avrupa’yı istila eden Napoleon’a karşı birleşen ülkeler Paris’i ele geçiriyor ve Viyana Kongresi ile XVIII. Louis’i tekrar tahta geçiriyorlar. Sürgünden kaçan ve Fransa’ya dönen Napoleon tekrar Paris’i alıyor, ancak aynı sene (1815) Waterloo’da İngiltere ve Prusya ordusuna yenilince bu defa Güney Amerika’ya, daha sonra öleceği bir adaya sürülüyor. Askeri faaliyetlerinin dışında Napoleon’un mimari ve hukuk alanlarında etkileri günümüzde hala görülmekte.
1852-70 arası Napoleon’un aynı isimli kuzeninin yönetimine, büyük bir ekonomik büyümeye ve Haussmann’nın Parisi’nin ortaya çıkmasına tanık olmuş. Baron Haussmann, eski Paris’in dar sokaklarını yerle bir ederek (ayaklanmaların daha kolay bastırılmasını da amaçlayarak)  günümüz Paris’indeki geniş bulvarları, parkları ve su sistemlerini gerçekleştirmiş.
Meşhur Eiffel Kulesi 1889’daki Dünya Fuarı’na yetiştiriliyor. Ancak halk ve basın tarafından “metal kuşkonmaz” olarak adlandırılarak eleştiriliyor.
1905’de Alfred Dreyfus adında bir yüzbaşının Alman casusluğuyla yargılanması ve entellektüellerin ve halkın ona verdiği destek neticesinde gelişen olaylar, Fransız Devleti ve Katolik Kilisesi’nin resmen birbirinden ayrılmasını sağlanmış. Ardından Dünya Savaşları, Vietnam ve Cezayir’deki sömürge savaşları ve günümüz Fransa’sı. Aslında daha çok detay var ama genel kültür için bu kadarı yeterli sanırım. Bunca tarihi olaydan öğrendiğim en önemli şey ise hak arama,ayaklanma ve protesto kültürünün Fransa’da bu kadar gelişmiş olmasının bir tesadüf olmadığı. 

Paris
Paris şehri merkezden dışa doğru numaraları saat yönünde sarmal şeklinde artan 20 bölgeye ayrılmıştır. Bu bölgelerin detaylarını burada bulabilirsiniz. Fakat anlatımda bazen birkaç bölgeyi birden içine alan semt kavramı daha faydalı olacaktır. Semt isimlerinin yanındaki parantezlerde hangi bölgeleri kapsadığını, kullanacağınız şehir haritasında göreceğiniz şekilde numara ve e harfi ile göreceksiniz.
Louvre – Les Halles (1e,2e)
Seine Nehri’nin kuzeyinde yer alan bu semt Right Bank (sağ yaka) olarak da adlandırılıyor. Louvre ve Tuileries Bahçeleri’nde tarih ve doğa iç içe yer alırken, Rue de Rivoli ve Forum des Halles’de alışveriş, Pompidou civarında ise insan kalabalığıyla karşılaşabilirsiniz.


13. Yüzyıl’da kale olarak inşa edilen Louvre, 16. Yüzyıl’da kraliyet konutu, Fransız Devrimi’nden sonra da ulusal müze olarak kullanılmaya başladı. İçinde Avrupa, Yunan, Mezopotamya, Afrika ve İslam başta olmak üzere tüm dünyadan sanat eserleri barındırıyor. Şu anda Louvre’da tam tamına 35000 eser bulunuyor. Bu yüzden Louvre’un tamamını bir defa da gezmek gibi bir fikre sakın kapılmayın. 


Louvre’un 3  ayrı kanadı var ; Richelieu, Denon ve Sully. Her birinin farklı katlarında farklı sanat eserleri yer alıyor. Kesintisiz bir gezi rotası izlemek mümkün değil. Sebebi ise kanatların sonuna geldiğinizde bütün yolu geri dönmek zorunda kalmanız ve zaman zaman kapatılan bazı bölümler yüzünden rotayı sürdürememeniz. Bu da hem vakit kaybına hem de boşa yorulmanıza sebep oluyor. Kısaca Louvre’u gezmek kolay değil.


3 saatlik tempolu bir gezide bizim görebildiklerimiz (sabit sergilerin yaklaşık üçte biri) İtalyan ve İspanyol resim sanatı (Mona Lisa), Kuzey Avrupa, İtalyan ve Roma heykelleri, Yunan eserleri (Afrodit heykeli), Mısır, Antik İran ve Mezopotamya (Hammurabi Tableti) ve Afrika, Okyanusya, Amerika yerli halklarının eserleri oldu. 


Girişteki cam piramit ve yukarıdaki avluda da vakit geçirmeye çalışın. Sıra  beklememek için MuseumPass alabilirsiniz. Girişin ücretsiz olduğu her ayın ilk Pazar gününden kaçının. Vestiyer hizmeti olmadığı için hafif kıyafetlerle gitmekte fayda var.    
   

Jardin Des Tuileries
Louvre’un batısında yer alan bu bahçeler batı ucunda Concorde Meydanı ve Champs-Elysees, diğer ucunda da Napoleon’un 1805 tarihli zaferi anısına diktirdiği Arc de Triomphe du Carrousel arasında uzanıyor. Bahçelerin içine serpiştirilmiş heykeller, koşan Fransızlar ve Louvre’dan Champs-Elysees’e doğru yürüyen turistler karşılaşacağınız en tipik sahneler.
Diğer adıyla George Pompidou Ulusal Sanat ve Kültür Merkezi, sergilenen modern sanat eserleriyle olduğu kadar değişik mimarisiyle de dikkat çekiyor. Önündeki dev meydanda ve civardaki sokaklarda işportacılar, müzisyenler, sokak sanatçıları ve muhabbet eden gençler toplanıyor. Hemen yandaki küçük meydanda ise mekanik renkli heykellerden oluşan fıskiyelerin olduğu havuza ve etrafındaki kafelere göz atın. 


4. ve 5. Katlarda yer alan daimi sergilerde 1905’den günümüze kadar gelen sürrealist, kübist, popart ve çağdaş sanat eserlerini görebilirsiniz. 6. Katta geçici sergiler ve oldukça panaromik manzaralı bir restoran bulunuyor. Bu 3 katı gezmek yaklaşık 3 saat sürdü. Çıkmadan kitapçısına da bakın.


Forum Des Halles
12. Yüzyıl’dan kaldırıldığı 1969 yılına kadar Paris’in ana pazarının olduğu bu alanda şu anda bir yeraltı alışveriş merkezi ve üstünde de bir park var. Park güzel havalarda değişik gösterilere sahne oluyormuş, ancak biz bulunduğumuz sırada düzenleme ve inşaat çalışmaları nedeniyle kapalıydı.

Marais - Bastille (3e,4e,11e)
Bir zamanlar Fransızca’daki anlamı gibi “bataklık” olan Marais önce 13. Yüzyıl’da tarım amacıyla kurutuluyor, 17. Yüzyıl’da ise aristokratların lüks malikaneler yaptırdığı bir semte dönüşüyor. 18. Yüzyıl’da ise aristokrasinin şehir merkezini terk etmesiyle sıradan Parisliler’in eline geçiyor. Şu anda ise durum daha karmaşık ; eski bir Yahudi topluluğu ve onlara ait dükkanlar, gay ve lezbiyen barları ve tasarım dükkanları ve restoranlar. Mutlaka görülmesi gereken bir semt.
Fransız Devrimi’nin sembol yapısı hapishanenin bulunduğu Bastille ise 11 numaralı bölgeye doğru uzanıyor ve eskiden göçmenlerin oturduğu tekin olmayan semt, artık sanatçıların loftlarına ev sahipliği yapmaya başlamış. Fakat yine de eskinin kalıntılarını görmek mümkün.


Hotel de Ville
Paris’in eski şehir sarayı ihtişamı ve cephesinde yer alan 108 meşhur Parisli’nin heykeliyle görülmeye değer bir yapı. İçinde yer alan salonda, özellikle Paris temalı son derece popüler geçici sergiler açılıyor.
Forum Des Halles
12. Yüzyıl’dan kaldırıldığı 1969 yılına kadar Paris’in ana pazarının olduğu bu alanda şu anda bir yeraltı alışveriş merkezi ve üstünde de bir park var. Park güzel havalarda değişik gösterilere sahne oluyormuş, ancak biz bulunduğumuz sırada düzenleme ve inşaat çalışmaları nedeniyle kapalıydı.
Aubert de Fontenay adında bir toprak zengini için inşa edilen Hotel Sale binasında bulunan müzede, Picasso'nun Fransız Hükümeti'ne bağışladığı çoğunluğu kendi eserleri olan 3500'ü aşkın gravür, resim, heykel ve seramik işleri mevcut.

Adalar (4e)
Paris'in en karakteristik yerlerinden biri de adalar, özellikle büyük olan Ile de la Cite. Bu ada Paris'te ilk yerleşimin kurulduğu yer ve Ortaçağ'a kadarda önemini korumuş. Haussmann'ın yaptığı dönüşüm fiyatların yükselmesine ve fakir olan asıl yerleşimcilerin terk etmesine neden olmuş.


Küçük olan Ile-St Louis ise aslında iki küçük adacıkken, ortaya çıkacak fazladan arazileri pazarlamak üzere XIII. Louis ile anlaşan bir müteahit tarafından dolgu ile birleştirilerek bugünki halini almış.
Notre Dame de Paris Katedrali
Burası gerçek anlamda Paris'in merkezi sayılır. Fransa'nın değişik kentlerine olan mesafe resmi olarak katedralin önündeki meydanda bulunan bronz plaka sıfır noktası kabul edilerek ölçülüyor. Meydandaki heykel ise Frank İmparatoru Charlemagne'a ait.


Katedralin yerinde ilk olarak muhtemelen tanrı Mithra’ya adanmış bir Gal-Roma tapınağı bulunuyordu. 1163 senesinde başlayan ve büyük ölçüde 14. Yüzyıl’ın başında tamamlanan mevcut katedral Fransız gotik mimarisinin bir başyapıtı ve Paris’in sembollerinden biri.


Marche aux Fleurs
Pazar hariç hergün açık olan çiçek pazarı, 1808’den beri aynı meydanda kuruluyor.
Pont Neuf
Büyük adanın batı ucunu her iki yaka ile birleştiren “Yeni Köprü”, Paris’in en eski köprüsü. Köprünün 7 kemerinin üzerindeki esprili ve groteks berber, dişçi, yankesici gibi heykeller ilginizi çekebilir.
The Pont de l'Archevêché 
Büyük adayı Notre Dame hizasında güneye bağlayan bu köprünün özelliği aşklarının daim olmasını dileyen sevgililerin bu köprüye üzerinde isimlerinin yazılı olduğu bir kilit takmaları. Köprü kilit istilasına uğramış durumda.
Latin Quarters ve Jardin Des Plantes (5e)
Günümüzde o kadar hissedilmese de, Ortaçağ’dan itibaren Paris’in iyi eğitimli ve akademik çevresinin yaşadığı bu semtin adı, Latince konuşan bu kesimden geliyor. Eğitimin başlıca merkezlerinden Sorbonne Üniversitesi burada. Bundan başka bulabileceklerimiz barlar, kafeler ve güzel havalarda dolu meydanlar ve parklar.


Pantheon
Aslında dini amaçlarla yapımına başlanan Pantheon, tamamlanamadan gerçekleşen Fransız Devrimi neticesinde yapımı sona erdiğinde laik bir mozele haline gelmiş. 18. Yüzyıl neoklasik mimarinin en güzel örneklerinden olan yapı, iki defa kiliseye çevrilse de, 1885’ten bu yana devrimin bir sembolü ve 80’den fazla ünlü Fransız’a mezar olarak hizmet veriyor.


Viktor Hugo, Voltaire, Jean Jacques Rousseau, Emile Zola ve Marie Curie bunlardan bazıları. Gerçekten etkileyici bir yapı. Dar sokaklardan yaklaşırken ortaya çıkan kubbesi sizi heyecanlandırmaya yetiyor. Ortada yer alan Foucault Sarkacı ise adeta laik düşüncenin bilime saygı duruşu niteliğinde.


Pantheon’un dışındaki bu heykele yapılan ise Parisliler’in mizah anlayışı hakkında bir fikir verebilir sanırım. Bence gayet yaratıcı.
Jardin Des Plantes
XIII. Louis’ye ilaç temin etmek için botanik bahçesi olarak kurulan bu park günümüze kadar daha da genişleyerek çeşitli bölümler kazanmış : Gül bahçesi, kış bahçesi, dağ bitkilerinin bulunduğu Alp Bahçesi, evrim galerisi bunlardan bazıları.
St Germain, Odeon, Luxembourg (6e)
Les Deux Magots ve Cafe Des Flore gibi  meşhur kafelerinde bir zamanlar düşünürlerin, entellektüllerin ve sanatçıların takıldığı semt, şimdilerde bohem tarzını kaybetmeye başlamış. St Germain Bulvarı da kafelerin yanı sıra alışveriş çılgınlığı ve dükkanlarla dolu. Bulvara paralel rue St Andre des Arts çok hareketli. Bunlara dik olan St Michel Bulvarı’nın doğusu daha turistik  ve karaktersiz. Geçmişin izlerini antikacılar ve vintage butiklerde sürebilirsiniz. Semtin bulunduğu bölgenin diğer bir adıda Left Bank (sol yaka).


Eglise St Germain Des Pres
11. Yüzyıl’da inşa edilen Paris’in en eski kilisesi, Notre Dame yapılana kadar şehrin esas kilisesiymiş.
Jardin Des Luxembourg
Parisliler’in başlıca uğrak yeri diyebileceğimiz bu park, güzel havalarda ana baba günü gibi oluyor. Koşu, güneşlenme,piknik, müze ya da sergi gezme, botanik kursları, çocuk parkı ve konserler parkın başlıca cazibeleri arasında.


Güneyindeki orkide bahçelerinden öz toplayan arıların balları, Eylül sonundaki Bal Festivali’nde satın alınabilir. Yine bu kısımda botanik meraklısı Parisliler kurslara katılıyor.
Kuzeydeki ihtişamlı yapı Palais du Luxembourg, IV. Henri’nin 1620’de Marie De Medici için yaptırdığı saray. 1958’den beri Senato olarak hizmet veriyor ve ayda bir Cumartesi rehberli turla gezilebiliyor.


Sarayın hemen önündeki 57 m’lik turunç bahçesi ise portakal, limon, greyfurt gibi ağaçlarla bezeli. Devam edince karşınıza çıkan sekizgen havuzda model yelkenlilerini yüzdüren çocuklara imrenmemek elde değil. Çocul olma şartı aranmasa da yetişkinlere tekne bırakmayacak kadar mutlulardı. Kiralayıp çocukluğunuza dönebilirsiniz.


Hazır çocuklardan bahsetmişken eğer çocuğunuzla geldiyseniz, parkın batısındaki çocuk eğlence parkını ve midilli turlarını kaçırmayın. Parkın güney ucuna indiğinizde karşınıza çıkan uzun çayırlıklar da, güneşlenen, piknik yapan ve sarmaş dolaş olan gençlerin tercihi.
Haftasonları daha canlı. Tavsiyem parka gelirken erzak alıp, piknik keyfi yapmak. Güneşli bir havada en az yarım gün harcanabilir.
Montparnasse (14e)
I. Dünya Savaşı’ndan sonra sanatçıların ve sürgünlerin takıldığı semt. Chagall, Miro, Kandinsky, Hemingway, Lenin ve Trotsky gibileri meydandaki kafelerde sohbet ediyorlarmış. 1930’lardan sonra bu kesim Seine’nin batı yakasına göçünce, mevcut havasını kaybetmiş. Bugünlerde daha ruhsuz ve daha az ilgi görüyor.
Tour Montparnasse
Paris’te çok vaktiniz varsa ve Eyfel’den sonra başka bir yüksek noktadan daha şehri izlemek istiyorsanız, 210 m yüksekliğindeki bu kulenin terasındaki kafede takılabilirsiniz.
Faubourg St Germain, Invalides (7e)
18.Yüzyıl’da Paris’in en gözde semti olan Faubourg St Germain, zenginlerin malikaneleri ile doluymuş. Günümüzde bu binaların çoğu sanat galerileri, konsolosluklar, kültür merkezleri ve hükümet binaları olarak kullanılıyor. Bunlardan biri de Fransa Başbakanı’nın resmi konutu.
Invalides ise Seine’e daha yakın, müze ve galerilerin arasından ansızın Eyfel manzarası ile karşılaşabileceğiniz sokaklara sahip. Musee D’orsay da bu sınırlar içerisinde.
Hotel Des Invalides
1670 yılında XIV. Louis tarafından 4000 engelli savaş gazisi (invalides) için ikamet yeri olarak yaptırılmış. Devrimden sonra boşaltılarak değişik amaçlarla kullanılmış. Günümüzde Fransız askeri tarihinin sergilendiği Musee de l’Armee (Askeri Müze), daha önce askerlerin kullanımı için yapılan ve şu anda Napoleon’un mezarının olduğu Eglise du Dome kilisesi ve Fransa’daki bütün şehir, kale ve şatoların modellerinin görülebileceği Musee des Plans-Reliefs içinde bulunanlar.
Seine’nin yanıbaşındaki eski bir tren garı olan bu müzede Fransa ulusal koleksiyonundan 1840-1914 arasında yapılan resim, heykel ve diğer sanat eserleri sergileniyor. En üst katta Monet, Renoir, Pissarro, Degas gibi empresyonistlerin ve Van Gogh, Cezanne ve Matisse gibi postempresyonistlerin eserleri mevcut. Orta katlarda Art Nouveau bölümleri ve girişte de erken dönem resimleri ve geçici sergiler gezilebilir.


Tren garından kalma dev saat ve ortadaki büyük galeri etkileyici bir ortam oluşturuyor. Üst katlardaki bağlantılardan aşağıyı seyretmek keyifli. İçeride yemek yiyebileceğiniz bir restoran da var. Fiyatlar yüksek.
Toplam gezi süresi yaklaşık 3 saat. Fotoğraf çekmek yasak, eşyalarınızı vestiyere bırakabilirsiniz.
Bahçesindeki ağaçlar ve heykellerle Paris’teki en keyifli mekanlardan biri olan müze binası, 18. Yüzyıl’dan kalma Hotel Biron. Binanın 2 katında heykeltraşın eserleri ve bazılarının döküm kalıpları sergileniyor.
Eiffel, Passy (7e,16e)
Eiffel ve çevresi Seine’in güneyinde Paris’in oldukça açık ve ferah alanlarından birisi. Kuzeyde ise şehrin en prestijli semtlerinden birisi olan Passy var. Burada pahalı apartmanlar, pahalı markaların butikleri ve birkaç müze var. 


Eiffel Kulesi
1889’da Dünya Fuarı için inşa edildiğinde Parisliler’in Metal Kuşkonmaz adını taktıkları ve pek de beğenmedikleri Eiffel Kulesi, günümüzde Paris’in simgesi durumunda. 1909’da yıkılacakken tepesindeki radyo anteninin sağladığı fayda ile hayatını sürdürmüş. Anten dahil yüksekliği 324 m.


Eiffel’i gezmek istiyorsanız her daim oluşan uzun bilet kuyruklarına hazır olun. Ancak planlı bir gezi yapıyorsanız ve çıkış saatiniz belli ise http://www.tour-eiffel.fr adresinden önceden bilet alarak (en az 10 gün önce alınmalı) sıraya girmeden asansöre binebilirsiniz. Asansöre binmeden çıkmayı aklınızdan bile geçirmeyin. Sırada beklemeyle beraber 1. Kata çıkmamız 1 saat sürdü. En üst kt bileti 14 €.


Tepeden manzara mükemmel ve Paris’in şehirciliğini çok net anlayabiliyorsunuz. Günbatımında çıkarsanız eşsiz bir manzara yaşayabilirsiniz. Gece ise saat başı ışık şovu yapılıyor. Toplam 3 saat geçirdik ve aşağı indikten sonra da yanıbaşındaki Parc du Champs de Mars parkında piknik yaptık. 
Etoile, Champs-Elysees (8e)
Herhangi bir sportif başarı ya da yılbaşı ibi bayramlarda kutlamaya koşan kalabalıkların ilk adresi Champs-Elysees’dir. Bir uçta Arc de Triomphe (Zafer Takı), diper uçta Concorde Meydanı olan semt, geniş bulvarlar, mağazalar, oteller ve restoranlar barındırıyor.
Arc de Triomphe
12 tane bulvarın buluştuğu dünyanın en büyük trafik göbeğinin ortasındaki Zafer Takı, 1806’da Napolyon tarafından aldığı galibiyeti taçlandırmak için yapımına başlanmış ve 1836’da başkaları tarafından tamamlanmış simge bir yapı. Daha önce Almanlar’ın ve Müttefik Kuvvetler’in zafer geçitlerine sahne olan anıtın tepesindeki terasa çıkarsanız 50 m yüksekten tüm bulvarları, özellikle de Champs-Elysees’yi görebilirsiniz.


Champs-Elysees Bulvarı
Arc de Triomphe ile Concorde Meydanı’nı birbirine bağlayan bu bulvar, Paris’in en işlek uğrak yerlerinden biri. Üzerinde bolca mağaza, kafe, restoran ve otel barındırıyor. Hemen kuzeyindeki rue du Faubourg St-Honore sokağında ise çok sayıda antikacı, mücevherci, modaevi ve Fransa Başkanı’nın ikametgahı bulunuyor.
Concorde Meydanı ve Obelisk
Meydanın ortasında yer alan dikilitaş, Mısır Valisi Ali Paşa tarafından 1831’de Fransa’ya hediye edilmiş. 230 tonluk ve 23 m’lik pembe granit taş, Luxor’daki Ramses Tapınağı’ndan getirilmiş.
Meydan aralarında birçok ünlü ismin bulunduğu (XVI. Louis, Marie Antoinette, Danton gibi) kişilerin giyotinle kafalarının kesildiği bir yer olduğu için ileride huzur ve güven ortamı olması temennisi ile Concorde (anlaşma, uzlaşı) olarak adlandırılmış.
Montmartre, Pigalle (18e,9e)
Geç 19. Yüzyıl ve erken 20. Yüzyıl’da entellektüel hayatın aktörlerinin yaşadığı Montmartre, I.Dünya Savaşı’ndan sonra bu kesim terk etse de hareketliliğini korumuş ve günümüzde de canlı bir semt. Kafeler, az katlı evler ve eski ahalisiyle şirin bir semt. Semtin en belirgin yapısı ise  Basilique du Sacré Cœur.


Kilisenin önündeki merdivenler günün her saati kalabalık. Sebebiyse panaromik şehir manzarası. Akşamları içki satan işportacılar ve gençlerle doluyor. Kilisenin hemen solunda eski köy meydanı sanatçılar ve işportacılarla dolu. Meydandaki dondurmacıyı deneyin. 


Rue Lepic ve civardaki sokakları keşfedin. Buradan devam ederseniz eski yel değirmenlerini görebilirsiniz. Dinlenmek isterseniz Kilisenin arkasındaki park çok güzel. Montmartre çıkmak için bir teleferik var. Ancak yürümek de çok zorlamıyor.
Pigalle ise daha ziyade seks bölgesi olarak biliniyor. Tam bir red light olmasa da striptiz klüpleri, erotik dükkanlar ve gece klüpleri buralarda.


Basilique du Sacré Cœur
1870-71 yıllarında Prusya ile girilen savaşta şehit olan Fransız askerleri için inşa edilen kilisede papazlar yapımından beri 24 saat esasıyla nöbetleşe dua ediyorlar. Merdivenlerle kubbesine çıkarsanız şehri tepeden görebilirsiniz.
Kilise de sessizlik ve kıyafete önem veriliyor. İçeride çok ilgi çekici birşey yok. Dışardan bakıldığında ise değişik mimari dikkat çekiyor. 


Paris dışında
Versailles Sarayı
Şehir merkezine 21 km mesafedeki bu saray 1682-1789 yılları arasında krallığın yönetim merkezi olmuş ve her açıdan ihtişamlı bir yapıdır. Muhtemelen gezmeniz bütün bir gününüzü alacağından sabah erkenden gelinmeli. Günün her saati, haftanın her günü (Pazar ve Salı daha çok) ve saray içerisindeki her bölümde sıraya girmeye hazırlıklı olun. En iyisi internetten bilet alarak gitmek.
Ulaşım için tren veya otobüsü tercih edebilirsiniz. Pont de Sevres’den (15e) d’Armes’e giden 171 numaralı otobüs ya da RER veya SNCF trenlerini kullanın.
Disneyland
Herhalde Disneyland’ı anlatmama gerek yok. Paris’in 32 km doğusunda kalan eğlence merkezine 35-40 dakikalık tren yolculuğu ile varabilirsiniz. RER trenleri gidiyor.

Etkinlikler
PİKNİK - AÇIKHAVADA TAKILMACA
Paris o kadar güzel ve bakımlı parklara sahip ki, güzel bir havaya denk gelip de piknik yapmamak büyük kayıp olur. Piknik Parisliler için de vazgeçilmez bir etkinlik olduğu için çok güzel yiyecekler hazırlatabileceğiniz büfe ya da şarküteriler var. Piknik gibi organize olmasa da güzel bir nokta bulup içkilerini kapan gençlerin sohbetlerine de imrenebilirsiniz. Piknik  ve açıkhavada takılabiliceğiniz yer önerileri şu şekilde ;
JARDIN DU LUXEMBOURG
JARDIN DES PLANTES
PARC DU CHAMP DE MARS : Diğer parklarda hava karardıktan sonra kalmanın bir anlamı yokken, burada tam tersi gece daha keyifli. Sebebiyse yanıbaşınızda duran Eiffel ve saat başı yapılan ışık gösterisi. Parklara kıyasla daha genç, gürültücü ve içkili bir kitle olduğunu belirtmeliyim. Hazırlıksız yakalanırsanız yakındaki Avenue de la Bourdonnais üzerinde şarküteriler mevcut. 


Seine Nehri kenarı : Nehir kenarı daha ziyade içki ö. Büyük adanın kuzeybatı ucundaki parktan (Square du Vert Galant) kendinizi nehrin üzerindeymiş gibi hissedebilirsiniz. Seine'nin kuzey kıyıları da güzel (Hotel de Ville hizaları). Güney kıyılarında ise Jardin de Plantes hizasında açıkhavada sergilenen heykeller eşliğinde takılabilirsiniz. 


Montmartre Merdivenleri : Basilique du Sacré Cœur'ün önündeki merdivenler güneş battıktan sonra adeta şölen yerine dönüyor. Bunu sağlayan ise merdivenlerde muhabbet eden, müzik yapan ve dans eden onlarca genç. İçki bulma derdi yok, zira etraf satış yapan Hintliler'le dolu.
Piknik için gereken nevaleleri almak için tavsiyeler ;
Eric Kayser (33 Rue Danielle Casanova, 1e)
Bu pastanede hem son derece güzel hazır pasta ve tatlılar, değişik sandviç ve salatalar mevcut. Piknik nevalesi için birebir. Birbirine çok yakın iki dükkanda hizmet veriyor.


Naturalia (10 Rue Dauphine, 6e)
Organik bir piknik yapmak isteyenler için, ekmekler, şaraplar, peynirler, jambonlar, meyve ve tatlılar bulunabilir.
Rue de Buci Pazarı (Rue de Buci, 6e)
Yöresel ürünler, şarap ve hamur işleri hergün kurulan bu pazarda bulunabilir.

KABARELER
Crazy Horse, Le Lido de Paris ve Moulin Rouge Paris’in meşhur kabareleri. Günümüzde Parisliler’den ziyade turistlerin ilgi gösterdiği bu şovlar için bilet fiyatları kabaca 70-130€ (yemekli 150€ ve üstü) arasında.   
BİT PAZARLARI
Marche Aux Puces De La Porte De Vanves (av Georges Lafenestre & av Marc Sangnier, 14e)
Pazar günleri Paris'te yapılabilecek en iyi etkinliklerden biri bu bit pazarını gezmek. Fakat öğleden sonraya kalırsanız birçok satıcı tezgahlarını topluyor olacaktır. Burada kelimenin tam anlamıyla herşeyi bulmanız mümkün. Örnekler 80'lerden kalma işler haldeki mutfak robotundan, çakmalı matbaa harflerine ve birçok antika eşyaya uzanabilir. Bir uçtan diğerine temponuza göre 1-2 saat sürebilir. Fiyatların ucuz olduğunu söylemeyeceğim. Yine de çok özel birşey satın alma ihtimalini göz önünde bulundurup gezmek lazım.


Marche Aux Puces D’aligre (place d’Aligre & rue d’Aligre, 12e)
Parisliler’den kalma onlarca yıl önce kullanılmış kıyafet ve aksesuarları bulabileceğiniz bu pazar, Salı’dan Pazar’a öğlene kadar  ziyaret edilebilir.


Marche Aux Puces Montreuil (av du Professeur Andre Lemiere, 20e)
19. Yüzyıl’da kurulmaya başlayan bu pazar kalite ikinci el kıyafet, takı, mobilya ve ev aletleri ile tanınıyor. Cumartesi’den Pazartesi’ye sabahtan akşama kadar.

 
Marche Aux Puces de St-Ouen (av Michelet, rue Voltaire, rue Paul Bert, rue Jean-Henri Fabre, 18e)
Avrupa’nın en büyüğü olduğu söylenen bu devasa bit pazarında, 10 ayrı bölümde toplam 2500 tezgah mevcut. Elbette aklınıza ne gelirse var. Cumartesi’den Pazartesi’ye açık.



SEINE NEHRİ'NDE TEKNE TURU
Seine Nehri boyunca yapılacak bu tur için değişik şirketlerin botları var. Biz Batobus ile yaptık. 8 ayrı yerdeki iskelelerden binebiliyor ve günlük bir biletle istediğiniz kadar inip binebiliyorsunuz. Başladığınız yere dönecek şekilde tam bir tur 1 saat 40 dakika sürüyor. Bilet 15€.


Hava karardıktan sonra nehirde gezinen restoran gemiler güzel bir alternatif olabilir. Fiyatlarla ilgili bilgim yok.

Yeme – İçme
Bu yazıda Fransa’nın yemek ve kafe kültürünü ayak üstü özetleyecek halim yok. Takdir edersiniz ki Fransız mutfağı dünya mutfağına yön vermiştir, Paris restoran ve kafeleri ise şehrin markalaşmasında büyük pay sahibidir. Ancak gezinin sonunda restoranlar için olmasa da bu kafe kültürünün biraz mazide kaldığını, kendimizi Midnight In Paris filmindeki Owen Wilson gibi nostalji arayışı içinde bulunca anladık. Çünkü bu kafeler yaşlı müdavimleri, entellektüel sohbetleri, sürgünle gelenlerin ve sanatçıların buluşma noktaları iken bu kültür oluşmuştu. Günümüzdeyse ticarileşmiş ve turistikleşmiş bir Paris var. Beklentileri bir kenara bırakıp sadece yiyip içtiklerinizin tadına varmaya bakın derim.

Leon de Bruxelles
Leon'da başlıca yemek midye. Koca bir tencere ile önünüze koyulan midyeyi, yanında patates kızartması, soslar ve birayla mideye indirebilir ve Paris'e göre son derece uygun bir hesapla kalkabilirsiniz. Paris'teki 9 ayrı şubeden birine mutlaka uğrayın. Mönüde deniz mahsüllerinden makarnaya kadar değişik seçenekler bulabilirsiniz.
Joe Allan (30 rue Pierre Lescot, 1e)
Birçoklarına göre şehirdeki en iyi hamburgerleri yiyebileceğiniz yer burası. Haftasonları brunch servisi var.
Gerard Mulot (76 rue de seine, 6e)
Çikolatacı ve pastane. Özel mamulleri elmalı kek ve meyve tartları.


Berthillon (31 rue St-Louis en l'Île, 4e)
70'den fazla çeşide sahip bu dondurmacı Notre Dame civarlarında. Ballı, kestaneli gibi değişik çeşitler var.
Angelina (226 rue de Rivoli, 1er)
Tuileries Bahçeleri civarındaki bu çay evi-pastanede Paris'in en iyi sıcak çikolatasını içebilirsiniz. Yüksek tavanlı, aynalı ve tarz mobilyaları ile dekorasyonu da görülmeli.
Cafe De Flore (172 blvd St-Germain, 6e)
Geçmişte sanatçıların ve entellektüellerin takıldığı kafe günümüzde hala rağbet görüyor. Güzel havalarda açıktaki masalarda yer bulmak için şanslı olmak lazım.
Les Deux Magots (170 blvd St-Germain, 6e)
İsmini girişteki 2 sıradışı Çin figüründen alan kafe en az üstteki kadar meşhur.


Relais de l'Entrecôte Saint Germain (20 Rue Saint-Benoît, 6e)
Biftek ve patatesi ile meşhur bir restoran. Kapıda kuyruk oluyor fakat çok beklemeden oturduk. Bifteği iyi pişmiş isteyin, zira orta derecesi bile gayet kanlı. 2 kişi içeceklerle beraber yaklaşık 60€ tutuyor.
Pizzeria Positano (15 Rue des Canettes, 6e)
Paris’teki en iyi pizzacı olma iddiasında olan mekan, bizi tam olarak ikna edemedi ama yine de güzel olduğunu söyleyebilirim.
Rose Bakery (46 Rue des Martyrs, 9e)
Paris’de İngilizce isimli bir mekanda güzel yemekler yenmesi beklenmeyebilir ama burası bir istisna. Salaş mekan sizi korkutmasın. Dekorasyonun sadeliği yemeklerine güvenden kaynaklanıyor.


Girişte bizim esnaf lokantaları gibi sergilenen meze, tatlı ve aperatiflerden beğeniyorsunuz. Paket alma imkanı da var. Zaten hatırı sayılır bir müşteri kitlesi paket yaptırıp götürüyordu.
Midyeli Risotto, tart, salata ve içeceklerle 35€ ödedik. Memnun kaldık. Unutmadan, haftasonları kahvaltısı da meşhur.
Pomodoro (20 Rue de la Vieuville, 18e)
Montmartre’nin aşağı bölgesindeki bu pizzacı civarda bulunabilecek lezzetli ve nispeten hesaplı bir mekan. Aynı sokakta alternatifler de bulabilirsiniz.

Alışveriş
Genelde fiyatlar yüksek olsa da Paris’te eşine az rastlanır derecede tasarım ürünler, pahalı butikler, belli ürünlerde uzmanlaşmış dükkanlar bulabilirsiniz. Hal böyle olunca satın almayıp bakması bile ayrı bir keyif oluyor. Çok moral bozmaya da gerek yok, her keseye göre birşeyler bulunabilir.
Özet geçmek gerekirse en büyük mağazalar Haussmann Bulvarı üzerinde. Tasarım objeler ve butikler Marais civarında. St Germain Bulvarı’nda ise herşey var diyebilirim.  


Galeries Lafayette (40 blvd Haussmann, 9e)
Sanırım Paris'teki en büyük alışveriş merkezi olsa gerek.  Department Store denen bizdeki Boyner'in devasa hali bir nevi. Gurme kısmında kaybolabilirsiniz. Diğer kısımlara girerseniz hiç çıkamazsınız.
Le Printemps (64 blvd Haussmann, 9e)
Lafayette’le yarışacak büyüklükte bir department store.
Collette (213 rue St-Honoré, 1er)
Paris'te uğranmazsa olmazsa olmaz bir mağaza. Japon esintileri taşıyan dekorasyon eşliğinde, tasarım kıyafet ve her nevi ürün bulunuyor. Moda markalarda büyük indirimler olabiliyor. Hiç birşey almasanız da gezinin.
Kiliwatch (64 rue Tiquetonne, 2e)
Tarz saatler, ayakkabılar, vintage kıyafetler ve havalı tiplerin olduğu bir dükkan.
E Dehillerin (18-20 rue Coquillière, 1e)
1820'den beri hizmet veren bu mutfak eşyaları mağazasında çok değişik ürünler bulabilirsiniz. Tarih kokan dükkanda insanın bakırdan yapılan birşey alası geliyor. Alttaki mahzen gibi bölüme inmeden çıkmayın.
L'artisan Parfumeur (32 rue du Bourg Tibourg, 4e)
Yıllardır özel kokular ve mumlar satılan bir dükkan. Pahalı ancak eşsiz ürünleri Lafayette ve Printemps gibi mağazalarda da satılıyor.
Mariage Freres (30 & 35 rue du Bourg Tibourg, 4e)
1854'den beri açık olan Paris'in en eski ve birçoklarına göre en iyi çaycısı. 500'den fazla çeşitten elbet ilginizi çekenler olabilir. Diğer şubeleri 13 rue des Grands Augustins,6e ve 260 rue Faubourg Saint Honoré, 8e adreslerinde. Ayrıca Printemps gibi büyük mağazalarda da bulabilirsiniz.
Dükkanda fotoğraf çekmek yasak. Çeşitlerden Karikal ve French Blue aldık. 100g yaklaşık 8€. İkisini de beğendik.
La Boutique Des Inventions (13 rue St-Paul, 4e)
Çeşitli icatların sergilendiği ve satıldığı dükkan, içinizdeki mucite hitap ediyor.     


Fleux (39 Rue Sainte-Croix de la Bretonnerie, 4e)
Eğer evinize ya da kendinize değişik birşey arıyorsanız, bu dükkanda kesin bulursunuz. İçerisi sıradışı dekorasyon objeleri, mobilyalar ve aksesuarlarla dolu. Arkadaşlara hediye için de birebir.
Kişisel favorim retro duvar askıları ve telefonlar. Diğer şubesi de sokağın karşı tarafında.


Tumbleweed (19 rue de Turenne, 4e)
Oyuncak üzerine uzmanlaşmış bu dükkanda türlü türlü el yapımı tahta oyuncak bulabilirsiniz.
La Petite Scierie (60 rue St-Louis en l'Île, 4e)
Ördeğe dair yenilebilecek her türlü ürünü bulabileceğini bir dükkan.
Album (8 rue Dante, 5e)
Çizgi roman, manga ve figür dükkanı. Meraklısı için heyecan verici.
Patisserie Sadaharu Aoki (56 blvd du Port-Royal, 5e)
Tokyo doğumlu şefin tasarım çikolata ve şekerlemeleri. Yeşil çaylı çikolata denenmeli.


Taschen (2 rue du Buci, 6e)
Sanat, tasarım, moda, mimari ve benzeri konularda resimli kitaplarıyla meşhur dükkanın önünde de indirimli ürünler kaldırımda satılıyor.
Pierre Herme (72 rue Bonaparte, 6e)
Ambalaj boyutları hayal kırıklığı yaratsa da, tadı damağınızda kalacak çikolatalar, makaronlar ve kekler mevcut. Diğer şubesi de 185 rue Vaugirard, 15e adresinde.
La Chocolaterie de Jacques Génin (133 Rue de Turenne, 3e)
Meşhur bir çikolatacı. Mekanın şıklığı fiyatlar hakkında fikir verecektir. Denemek için aldığımız fotoğraftaki çikolata 17€ idi. Lezzetli mi derseniz evet öyle.


Les Succulents Cactus (102 Rue de Turenne, 3e)
Kaktüs ve sukulentlere meraklıysanız mutlaka uğrayın. İçerde bolca çeşit var.


Bonton Bazar (122 rue du Bac, 7e)
Eğer çocuğunuz varsa ya da herhangi bir çocuğa hediye alacaksanız buraya mutlaka uğrayın. Çocuklar için kıyafet, eşya, oyuncak ve birçok tasarım ürünün satıldığı dükkanda aynı zamanda bir çocuk kuaförü ve boyama gibi etkinliklerin düzenlendiği bir atölye var. Fiyatlar yüksek.


Merci (111 Boulevard Beaumarchais, 3e)
Daha girişindeki avluya yaklaşırken farklı bir yer olduğunu anlıyorsunuz. İçinde ev ve mutfak eşyaları, kıyafet, mobilya ve birçok tasarım ürün satılıyor. Buraya en az 1 saat ayırmak farz. 


Fiyatlar çok cazip değil. Ancak başka yerlerde rastlamayacağınız ürünler bulma şansınız yüksek. Alt katta arkadaki avluya bakan masalarda yemek yiyebilirsiniz. Önde ise içinde kitaplık olan bir kafe var. Meyveli soğuk içecekleri tavsiye ederim.


La Boutique Du Createur De Jeux (40 rue St-Jacques, 6e)
Bu dükkanda birçoğu Fransa'da tasarlanmış kart ve masa oyunları satılıyor. Çoğu Fransızca-İngilizce dillerinde.
Au Plat D'etain (16 rue Guisarde, 6e)
1775'den beri işleyen bu dükkan meraklıları için koleksiyonluk  olabilecek, her sınıftan (piyade, atlı, bando, vb) askeri figürler satıyor.
Le Bon Marche (24 rue de Sèvres, 7e)
1852'de Gustav Eiffel tarafından inşa edilen Paris'in ilk alışveriş merkezinde özellikle gıda bölümüne uğramakta fayda var. Genel olarak pahalı markalar ve yüksek fiyatlar var. Kitapçı ve kırtasiye bölümü de kayda değer.
Fromagerie Alleosse (13 rue Ponce-let, 17e)
Peynir meraklıları için cennet gibi bir dükkan. Seçim yapmakta zorlanabilirsiniz.
Virgin Megastore (52-60 av des Champs-Élysées, 8e)
Her ne kadar İstanbul'da da açılmış olsa da Paris'tekini görmek lazım. Bilmeyenler için müzik, film, kitap, elektronik ve hobi ürünlerinin satıldığını belirtelim.
Citadium (50-56 Rue de Caumartin, 9e) 
Gençler ve kendini genç hissedenler için, ünlü markaların nadir koleksiyonları ve alternatif markalar var. Başka şubeleri de mevcut. Saat ve ayakkabı meraklısı iseniz bakmakta fayda var.


Herhangi bir semt pazarı  
Şehrin birçok mahallesinde kurulan açık pazarlarda sebze, meyve, süt ürünleri, deniz mahsülleri ve şarküteri ürünleri bulabilirsiniz. Bazılarında pişmiş halde de alabileceğiniz tezgahlar var.


 
Ulaşım
Paris’te en öncelikli ulaşım aracı metro. Başta da belirttiğim gibi 5 gün geçerli metro kartı (merkezden dışa doğru Zone 1-3 arasını kapsayan kart alırsanız her yere gidebilirsiniz, fiyatı 31,15 €) alarak gezi boyunca kullanmıştık. Bağlantı olmayan bölümlerde de yürüyebilirseniz başka bir araca ihtiyaç duymazsınız.
Alternatifler Seine Nehri boyunca çalışan tekneler ve bisiklet kiralama olabilir. Taksi ya da otobüse ihtiyaç olacağını zannetmiyorum.

Tavsiye ve İzlenimler
Paris’le ilgili beklentiler o kadar yüksek ki, birazcık hayal kırıklığı yaşamayı göze almanız lazım. Filmlerde, kitaplarda ve dilden dile anlatılan, ismiyle zihinlerimizde kodlanmış olan romantizmi ve bohemi yakalamak sandığınız kadar kolay değil. Her yanı her mevsim turist kaynayan bu şehirde, havaya girmek için biraz ilham, biraz da kuytu yerlere ihtiyaç olabilir.
Kısıtlı vaktiniz varsa müzeler arasından seçim yapmalısınız. Sanat ve kültürü kronolojik olarak izlemek için müze sıralaması Louvre, D’orsay, Pompidou şeklinde olmalı. 3 ve daha fazla müze gezecekseniz Paris Museum Pass alarak tasarruf edebilir ve sıra beklemeden giriş yapabilirsiniz.
Paris’in diğer bir güzelliği olan yeme-içme için ise fiyatların maalesef yüksek olduğunu belirtmeliyim. Orta karar mekanlarda bile sıkı hesap ödemeye hazır olun.
Hatırımda kalan diğer birşey ise herkesin ne kadar tarz ve güzel giyindiği, ne kadar özenli olduğu. Çocuğundan yaşlısına kadar herkes kendi zevkini yansıtmaya çalışıyor ve giydiklerini kendine yakıştırıyordu. Herhalde sokaktaki bu hava tüm yaşayanlara sirayet ediyor.
Mümkün mertebe güzel havaların olduğu zamanları tercih etmek lazım. Böylece hem park ve bahçelerin, hem de masalarını dışarı atan kafe ve restoranların keyfi çıkartılabilir.
Son olarak şunu söyleyebilirim, Paris bir defa ile yetinilmeyecek, türlü vesilelerle tekrar gelip tadı çıkartılabilecek bir şehir. O yüzden fazla ertelemeden ilk ziyareti yapın derim.

4 yorum:

Ashley ★ dedi ki...

Gitmek istediğim çoğu ülkeye gitmişsin ne mutlu, Küba'ya gitmek isterdim ama ambargodan dolayı durup düşünüyorum çünkü önümde Amerika seyehatim var ..Hmfsss

ALPER DAÇE dedi ki...

Kübalılar Amerika ile olan husumetin turizmi baltalamaması için pasaporta damga vurmak yerine bir kağıt iliştirerek ona işlem yapıyolar. Dönüşte sökünce kimse Küba'ya gidildiğini anlamıyor ;) Daha gidilmesi gereken o kadar çok yer var ki...

ezgikelesillustration dedi ki...

Yarın Paris'e gidiyorum ve yoğunluktan hiç çalışamadım. Bugün araştırmaya başladıktan bir süre sonra blogunu buldum ve gerçekten inanılmaz faydalı oldu. Özellikle bit pazarları ve oyuncakçıların yerini bilmek benim için bulunmaz bir nimet oldu. Çok teşekkürler yazın için :)

Gülin ÖĞÜT EKER dedi ki...

Sevgili Alper,
Paris, Ankara'dan sonra en iyi bildiğim şehir olmasına rağmen, yazılarından bu şehirle ilgili farklı ayrıntıları da öğrenmiş oldum. Senin gibi algıda seçiciliği olan, paylaşımcı ve yazılı kültüre önem verip gezilerini, düşüncelerini üşenmeyip yazıya aktaran gençlere çok ihtiyacımız var. Ellerine sağlık...

Gülin ÖĞÜT EKER

Yorum Gönder