25 Mayıs 2011 Çarşamba

Alper Brezilya'dan Bildiriyor : Foz Do Iguaçu




Foz Do Iguaçu

Rio’dan sonra rotayı Iguazu Şelaleleri’nin Brezilya tarafındaki Foz Do Iguaçu kentine çevirdik. Öncelikle bölgenin ilginç coğrafi durumundan ve şelalelerden bahsetmek istiyorum.

Yukarıdaki haritadan da göreceğiniz gibi bölgede Brezilya, Arjantin ve Paraguay ülkeleri birbirlerine komşu. Üç ülkenin birbirlerine en yakın olduğu noktalarda da karşı kıyılardan görülebilen dikilitaşlar yerleştirilmiş. Bu yakınlık sadece coğrafyada kalmıyor, aynı zamanda komşu şehirlerde birbirinin para birimleri de geçiyor. İlginç coğrafi sınırları oluşturan yer şekilleri ise Parana ve Iguazu Nehirleri. Iguazu Nehri, Brezilya ve Arjantin’i birbirinden ayırarak güneye doğru akarken Afrika’daki Victoria Şelaleleri’nden sonra en fazla su taşıma kapasitesine sahip şelaleleri oluşturuyor. Fakat su kütlesi tek bir noktadan akmak yerine tam 275 adet irili ufaklı şelaleler topluluğundan dökülüyor. Bunların 50 tanesi Brezilya tarafında, geri kalanı ise Arjantin’de. Brezilya’dan görülen güzel manzara öğleden önce çekilebilirken, Arjantin’de ise öğleden sonra doğru ışığı yakalayabiliyorsunuz. Arjantin’de macera turları daha ucuz. İki ülkede de karşılıklı doğal parklar var. İkisini de görmek lazım. 

Bu senaryoya göre Paraguay biraz gariban kalmış görünebilir. Ancak Parana Nehri’nin yukarısında da Brezilya ve Paraguay’ın beraber işlettikleri dünyanın en büyük (sanırım bu sene tahtını Çin’de açılan bir baraja kaptırdı) barajı olan Itaipu Barajı bulunuyor. Öyle büyük ki Paraguay’ın bütün elektrik ihtiyacını, Brezilya gibi devasa bir ülkenin ise ihtiyacının %20’sini karşılıyor. Bazı turlar turistleri buraya da götürüyor. 

Bu kadar genel bilgiden sonra Brezilya tarafı ile gezimizden bahsetmeye başlayalım.

15.10.2010 Cuma

İlk başta planımız sabah uçağı ile 2 saatlik bir uçuşla Brezilya’nın Foz Do Iguaçu şehrine gelmek ve ilk gün Brezilya tarafındaki doğal parkı gezmek ve Arjantin’i de diğer gün tamamlamaktı. Çünkü gezi kitapları göre iki tarafı da aynı gün içinde gezmenin çok zor olduğu, ancak bir tur şirketinden yardım alarak yapılabileceği yazıyordu. Fakat Rio’dan sabah kalkan uçağı kaçırınca (ben son yolcu gelene kadar uçağı kaldırmıyorum ama onlar kaldırıyorlarmış) buraya ancak akşamüstü varabildik ve kalan tek günde bunu başarmak zorunda kaldık. İnsanüstü bir çabayla  ve şansımızın yardımıyla tura katılmadan bunu başardık. Ama normal şartlarda kesinlikle tavsiye etmiyorum. Herşey ucu ucuna yetişti. 

Öğlen bizi alandan karşılamayı uman otel aracına da haber vermek zorunda kaldık. Havaalanı şehir merkezine yarım saat mesafede, eğer otelden bizim gibi bedava ulaşım hizmeti alabiliyorsanız kaçırmayın. Bu hizmet yoksa da üzülmeyin, 2,2 R$’e şehre giden belediye otobüsüne binebilirsiniz.

Otel rezervasyonu yaparken tavsiyem Av. Republica Argentina ve Av. Juscelino Kubitschek’in kesişimine ne kadar yakın olursanız o kadar rahat edersiniz. Zira otobüs garajı bu ikisinin kesiştiği köşeye yürüyerek 5 dakika mesafede. 

Biz otele yerleşene kadar  akşam olmuştu. O yüzden bugünki tek etkinliğimiz akşam yemeğinde Brezilya’nın meşhur et lokantalarından birinde (Churrascaria) yemek yemek oldu. Rua Eng. Rebouças’daki Bufalo Branco’da yedik. Şehirdeki en meşhur lokanta burası. Siz masanızdayken değişik etleri gezdiren garsonlar istediğiniz kadar tabağınıza kesip servis yapıyorlar. Patlayana kadar yiyebilirsiniz, ete ödeyeceğiniz fiyat değişmiyor. Etler dışında tarçınlı kızarmış ananasa bayıldık. Mutlaka yiyin. Etin yanına da çok yakışıyor. İçeceklerle beraber 2 kişi 110 R$ ödedik. Yemekten aldığımız enerji bizi zorlu güne hazırladı.

16.10.2010 Cumartesi

Öğlen 12’de oteli terk edeceğimiz için Brezilya tarafındaki gezimize sabah erken saatte başladık. Öyle erken ki park çalışanları ile aynı otobüse bindik. Yukarıda bahsettiğim otobüs garajından 08:15 otobüsüne binerek 09:00’da açılan parka geldik. Bindiğimiz otobüs havaalanına da uğrayarak parka gidiyor, ücret yine 2,2 R$. Şelalelere giden “PQ National” yazan otobüs. Emin olmak için “Cataratas” (Şelaleler) diye sorabilirsiniz.



Parka giriş ücreti yabancılar için kişi başı 37 R$. Girişte satılan yağmurluklardan almalısınız. Parktaki değişik noktalara götüren  ücretsiz gezi otobüsüne binerek üçüncü durakta (Otel Tropical durağı) indik. Böylece 1200m’lik yürüyüş patikası ile Şeytan’ın Boğazı denilen şelalelerin en ihtişamlı yerine ulaştık. Yürüyüş boyunca güzel kareler yakalayabilirsiniz. Ayrıca yol boyunca rakuna benzeyen Coati denen hayvanlardan göreceksiniz. Bırakın korkmayı, elinizde yiyecek birşey var mı diye peşinize düşecek kadar insanlara alışmışlar.




Şelalelerin çıkardığı uğultu çok uzaklardan duyulmaya başlıyor. Şeytan’ın Boğazı’na geldiğinizde iskelelerde yürüyerek şelaleye iyice yaklaşabilirsiniz. Ancak iskelenin ucuna giderken havada uçuşan püsküren ince sularla sırılsıklam olabilirsiniz. Özellikle fotoğraf makinanızı korumayı unutmayın. En iyisi varsa sualtı kabı bulundurmak. Böylece çekime devam edebilirsiniz. Bu buharlaşarak yükselen sular o kadar ihtişamlı ki, uçakla buraya inişimiz sırasında yangın dumanı gibi birşey gördüğümüzü sanmıştık. Halbuki duman sandığımız bu su buharlarıymış.




İskeleyi bitirdikten sonra asansörle manzarayı daha iyi görebileceğimiz yukarı noktaya çıktık. Buradan da kısa bir yürüyüşle son duraktan gezi otobüsüne binerek çıkışa gittik. Çıkıştan 11:15 otobüsüne binerek şehre gittik ve 12:00’de otelden çıkışımızı yaptık.  

Otelden ayrılır ayrılmaz otobüs garajına yollandık ve yarım saatte bir kalkan Arjantin otobüsünü beklemeye başladık. Bu otobüs garajın uzak köşesinden kalkıyor. Fakat geldiğinde aslında bunun otobüsten ziyade bir minibüs olduğunu anladık. Küçüklüğü yetmezmiş gibi bir de giriş kapısına döner gişe yapmaları beni delirtti. Bavulla geç geçebilirsen. Sonra da bavulları sürücünün yanındaki koltuğa yığdık. Kucağında tavukla falan bir teyze gelseydi tam filmlerdeki gibi olacaktı. Minibüs ücreti 3 R$. Binerken sürücüye pasaportumuzu damgalatacağınızı işaret diliyle anlattık. Yerel halk günlük olarak vizesiz giriş çıkış yapabiliyor, ancak aynı gün geri dönmeyecekseniz mutlaka Brezilya çıkışı ve Arjantin girişi kaşesi vurulması lazım. Bu konuyu atlarsanız Arjantin’den çıkarken sorun yaşayabilirsiniz. 12:30’da hareket etti.



İlk defa karadan bir ülkeden başka bir ülkeye geçeceğimiz için, ayrıca bunu küçük bir minibüsle yapacağımız için biraz tuhaf hisler içerisindeydik. Brezilya tarafındaki gişelere geldiğimizde sürücü bize inmemizi işaret etti. İnerken elimize bir fiş tutuşturdu ve diğer yolcularla basıp gitti. İlk başta anlayamadık ama verdiği fiş daha sonra gelen otobüse binebilmemiz içinmiş. Brezilya çıkış damgamız vurulduktan sonra 15 dakikalık bir bekleme sonunda yeni gelen büyük otobüse bindik. Brezilya ve Arjantin arasındaki köprüden geçerken fiziki anlamda da Arjantin’e girişimizi yapmış olduk. Gerçekten ilginç bir tecrübe oldu. 

Yazıyı bitirirken Foz Do Iguaçu’dan bahsedeceğim. Arjantin’e geçtiğinizde de kıyaslama şansına sahip olacaksınız. Brezilya ekonomik olarak Arjantin tarafından daha gelişmiş. Nispeten yüksek binalar ve asfalt yollarla şehirleşme mevcut. Fiyatlar ucuz değil. Gelişmişlik seviyesi Brezilya, Arjantin, Paraguay şeklinde sıralanabilir. Son iki ülke ticaret bakımından da Brezilya’ya muhtaç. Fakat şelaleler haricinde şehirde görülecek birşey bulunmuyor. 

Bu zorlu geçecek günün Brezilya kısmını bitirmiş olduk. Günün ve şelalelerin devamı Arjantin Puerto Iguazu yazısında olacak. Ayrıca son olarak Brezilya yazılarını bitirirken genel tavsiye ve tespitlerim olacak. 


TAVSİYE VE İZLENİMLER

Elektrik mevzusu ile başlarsam, Sao Paulo ve Rio’da normal fişler (c tipi) varken, Foz Do Iguaçu’da (a tipi) Amerikan 110 V vardı. Adaptörünüz yoksa sıkıntı yaşanabilir.




Güvenlik ve diğer mevzulardan detaylı olarak yazılarda bahsetmiştim. Çok fazla gerilim yapmanıza gerek yok. Zaten biz Türkler her türlü katakulliye hazırlıklıyızdır. Bunlar haricinde biraz hissettiklerimden bahsetmek istiyorum.

Brezilya ile ilgili kitapları okudukça, tarihini öğrendikçe, ülkeyi gezdikçe sürekli büyüyen bir sempati hissine kapıldım. Neden derseniz emperyalist devletler tarafından sömürgeleştirilmelerine kızdım, fakirliklerine rağmen neşeli olmalarına imrendim, her nevi insan çeşitliliğine şaşırdım, doğasına hayran kaldım, Portekizce’nin acayip telaffuzlarını taklit ederken güldüm. Sanırım tüm bunlar Brezilya’yı neden görmeniz gerektiğini özetliyor. Diliyle ve kültür çeşitliliğiyle Güney Amerika’nın diğer ülkelerinden ayrılan bu ülkeyi mutlaka ziyaret edin.

Gezilerimde en çok faydayı Lonely Planet kitabından sağladım. Brezilya kitabını İstanbul’da bulmak çok zor oldu ama uğraşmanıza değecek. Ayrıca Mustafa Andıç’ın Güney Amerika gezi kitabından da faydalandım. Son olarak Güney Amerika tarihini anlamak isterseniz Eduardo Galeano’nun Latin Amerika’nın Kesik Damarları kitabını okuyun. Özellikle bu kitabı okuduğunuzda emperyalizm, sömürge ve neden sol rüzgarların oradan estiğini anlayacaksınız. 

Arjantin’de görüşmek dileğiyle...






24 Mayıs 2011 Salı

Alper Brezilya'dan Bildiriyor : Rio De Janeiro



Rio De Janeiro

10.10.2010 Pazar

Öncelikle şunu söylemek istiyorum Rio’ya havayolu ile gelecekseniz ve seçme şansınız varsa şehre yakın olan Santos Dumont Havaalanı’na uçmaya çalışın. Bu küçük havaalanı şehre çok yakın. Ancak bizim de kullanmak durumunda kaldığımız Galealo Havalimanı çok daha büyük, ancak şehre 1 saat mesafede. İç hat uçuşuyla gelecekseniz GOL şirketi çok uygun fiyatlar sunuyor. Sao Paulo’dan Rio’ya 50$’a geldik. 

Galealo Havalimanı’ndan şehre gidiş Havaş muadili Real Auto Bus şirketi ile yapılabilir. Terminal 1’in varış katı ya da Terminal 2 zemin kat dışından 30 dakikada bir kalkıyor. Fiyat oldukça uygun (8R$/kişi). Belli başlı yerler haricinde sizin istediğiniz herhangi bir yerde de duruyor. Taksiye binmek isterseniz üzerinde radio taxi yazanları tercih edin. Biraz daha pahalı ama güvenli bir tercih olur. Gideceğiniz yere göre 80-90R$ gibi sabit bir ücrete şehre varabilirsiniz. Standart taksiler 65-70R$ yazar.

Şehre gidiş sırasında özellikle yolun sağında kalan mahalleler gerçekten favela kavramını anlamamızı sağladı. Tenekeden kapı ve duvarları ve etrafta akan pis sularla, bizim gecekonduların bunların yanında saray yavrusu kaldığına kanaat getirdik. Brezilya’daki gelir dağılımındaki adaletsizliğin vurduğu sessiz çoğunluk işte böyle şartlarda yaşıyor. Fakir ve işsiz insan yığınlarının yaşadığı bu bölgeler, suç çetelerinin karargahı haline gelmiş. Okuduğum kitaba göre favelalarda yılda 350 cinayet işleniyormuş. Buraları gezmek isteyen turistler için özel turlar bile var. Kendi başınıza giderseniz büyük ihtimalle faveladan tek parça halinde çıkamayabilirsiniz. Bizim bulunduğumuz günlerde polis favelalara büyük bir operasyon yapıyordu ve haberlerde en son polis helikopterinin roketatarla düşürülmesi vardı. Biz döndükten 1 ay sonra biten operasyonun büyüklüğünü siz düşünün.

Otelimize yerleştikten sonra akşamüstü Carioca metro istasyonuna, oradan da yürüyerek Largo da Carioca meydanından kalkan tramvay (Bonde) istasyonuna gittik. Metroda makinelerden ücretsiz kart alarak yükleme yapabilirsiniz. Metroda tek yön seyahat 2.8R$’di. Bazı noktalar için metro + otobüs seçeneği var ancak onları makinadan alamıyorsunuz. Tarzanca ve Portekizce’nizi konuşturmak zorundasınız. Küsüratlı yükleme için ise bulduğum çözüm elime yazıp görevliye göstermekti. Rio’da da en güvenli ulaşım aracı metro. Ancak yine de çanta ve ceplerinize dikkat edin. Ayrıca erkek olarak mor renk vagona dalmayın. Çünkü mor olanlar sadece kadınlar için. Ben daldım, güvenlik görevlisi de peşimden koşarak içeri daldı. Ne olduğunu anlamam biraz zaman aldı. 

Santa Teresa’ya çıkan tramvay yarım saatte bir kalkıyor ve ücret 0.60R$. Pazar günü olduğundan 1 saat kadar sıra bekledik. Eğer haftasonu ise ve zamanınız az ise, taksiyle çıkın. Ayrıca Cumartesileri çevreyi gezebileceğiniz tarihi tramvay gezileri (3 saatlik) yapılıyor (Rio'dan yeni gelen bir arkadaşımdan öğrendiğime göre ölümlü bir kazanın ardından tramvay seferleri durdurulmuş). Tramvay yukarı çıkarken aşağıda şehir merkezini, prizmatik katedrali, samba klüplerinin olduğu mahalleyi görebilirsiniz. Arcos de Lapa (Lapa Kemerleri)’dan geçerken heyecanlı oluyor, yanda oturuyorsanız düşecek gibi hissediyorsunuz. İlk durak Largo Do Guimaraes. Bu noktadan sonra tramvay devam ediyor, fakat asıl canlı bölge burası. Tavsiye edeceğim mekanlar Espirito Santa (R. Alm Alexandrino,264), Jasmim Manga (R.Carlos Magno,143) ve Cafecito (R. Carlos Magno,121). Espirito Santa’ya giderseniz mutlaka Caipirinha ve Bolinho de Bacalhau’yu deneyin. Fiyatlar İstanbul’a yakın. 



Santa Teresa geçmişte zengin kesimin yaşadığı bir semtken daha sonraları terk edilerek köhneleşmiş. Ancak yıkık dökük halde göreceğiniz malikanelerdeki estetik ve mimari, o günlerin ihtişamını hatırlatıyor. Günümüzde ise sanat galerileri, stüdyolar, kafe ve restoranların açılmaya başlamasıyla dönüşüm geçirmeye başlamış. Bu haliyle bizim Çukurcuma’yı hatırlatıyor. Geri dönüş için kitapta son tramvayın 10’da olduğu yazıyordu fakat şans eseri 8’de sonuncuyu yakaladık. Mevsimsel olarak değişiyor olabilir. Aşağıya inmek için tramvay ya da taksi kullanın. Aşağıya inen mahalleler pek tekin değil. Gece takılacaksanız haftasonunu tercih edin. Güvenlikle ilgili çok parlak şeyler yazmadığı için makinayı yanımıza almadık, dolayısıyla pek fotoğraf çekemedik.

11.10.2010 Pazartesi

Metro + Onibus Urca bileti alarak (3.7R$) metro ile Botafogo durağına gittik. Duraktan çıkıp minibüs tabelalarını takip ederek Urca minibüsüne bindik. Pau de Açucar (Şeker Tepesi) teleferik istasyonuna yaklaşırken indik. Emin olmak için sürücüyle temasta olun.
Şeker Tepesi’ne çıkış 2 kademeli bir teleferikle yapılıyor. Bilet 44R$ ve kredi kartı geçerli. Çok fazla sıra beklemedik. Güzel ışık ve fotoğraflar için öğleden önce ve bulutsuz bir günde çıkın. Yukarıda ıvır-zıvır yiyecekler var.




 
Tabelalarda gördüğümüz maymunları beslemeyin ibarelerini nasılsa görmeyiz diyerek önemsemedik ama çıkar çıkmaz küçük yaramazlar etrafta göründü. Yumruk büyüklüğündeki afacanlar yemek beklentisi sonucunda insanlara alışmışlar. Yine de hastalık ihtimaline karşı dikkatli olmak lazım.



Manzara gerçekten çok güzel. İsa Heykeli, onun solunda Copacabana, Ipanema-Leblon plajları, sağında ise Botafogo plajı ve Santos Dumont Havaalanı görülüyor. Uçakların iniş kalkışları seyredilebiliyor. Havaalanının daha ilerisinde de köprü ve Guanabara Körfezi görünüyor. Şansımıza hava kapalıydı ama en azından yağmur yağmadı.



  
Aşağı indikten sonra Copacabana Plajı’na gitmek için taksiye bindik. Leme Plajı (Copacabana’ya bitişik)’nda taksiden indik. Şeker Tepesi’nden buraya 10R$ tuttu. Copacabana, 1891’de Velho Tüneli’nin açılmasıyla şehre bağlanana kadar küçük bir balıkçı kasabasıymış. Daha sonra 1923 yılında meşhur Copacabana Oteli’nin yapılmasıyla yıldızı parlamaya başlamış. 1970’lerden sonra ise bölge çöküşe geçmiş. Şu anda sadece otele bakarak o günleri tahmin etmek mümkün. Günümüzde Leme tarafında yaşlılar ve favela veletleri, otel ve R. Fernando arasında gay ve travestiler, 5. Ve 6. Cankurtaran istasyonu arasında ise favela veletleri ve yaşlı Carioca (Rio’nun yerlileri) ’lar takılıyor.  Basitçe Ipanema tarafına yaklaştıkça daha düzgün tipler görebilirsiniz.



Copacabana ve Leme Plajları’nın toplam uzunluğu 4 km. ‘yi buluyor. Plaj boyunca özel olarak yapılmış koşu ve bisiklet yolu var. Yakın aralıklarla bulunan büfelerden hindistan cevizi ya da diğer yerel meyve sularından için. Bulursanız frozen açai deneyin. Hava güzelse pek tabiki okyanusa girin. Fakat baştan uyarmalıyım, hava sıcak olsa da okyanus pek ısınmıyor. Üşümeye hazırlıklı olun.  



Plajda takılacaksanız özellikle havaların güzel olduğu ve faveladan gelen veletlerin plajı doldurduğu günlerde eşyalarınıza  dikkat edin. Birileri sizi soru sorarak oyalarken eşyalarınız çoktan gitmiş olabilir. Gündüz polisler sayesinde güvenli olsa da hava karardıktan sonra plaj tarafında bulunmayın. Biz ilk gittiğimizde hava pek iyi değildi. Plajda çok az insan vardı. Biraz yürüdükten sonra yemek için iç kısımlara daldık. Brezilya’da zincir olan Botequim Informal (Av. Sra Copacabana, 434) adındaki et lokantasında yemek yedik. Kızgın bir tavada üzerinde pilav, kuşbaşı et, soğan ve patatese benzeyen manyok dilimleri ile gelen Mineirinho’yu tavsiye ederim. Bira içecekseniz Atlantic’i seversiniz. Bira kocaman şişe ile geliyor. İki kişi 40 küsür R$’e çıkılıyor. Tabiki yine %10 bahşiş otomatik.




Yemekten sonra plajın sonuna kadar yürüdük. Sona geldiğinizde uçta askeri bir müze var. Müzenin içinde de Confeitaria Colombo zincirinin kafesi var. Tüm Copacabana manzarasını buradan görebilirsiniz. Ancak müzeye giriş ücretli. Müzeyi geçip R. Francisco Otaviano yoluyla Ipanema tarafına geçtik. Hava kararmaya yakın olduğu için günü Ipanema metro durağından dönerek noktaladık. Bu sırada plajdan içeriye doğru giren ara sokaklarda sörfünü yapmış eve dönen tipler gördük. Hemen paralelde sahil olduğunu bilsem de kaldırımda yalın ayak sörf tahtasıyla yürüyen adam görmek komikti. Akabinde su almak için girdiğimiz markette aşağıda gördüğünüz lokuma rastladık. Hazer Baba’yı kutlamak lazım. Brezilya’ya kadar varmış.


12.10.2010 Salı

Bugüne şehir merkezinde yapılacak bir yürüyüş turu ile başladık. Ancak sokaklar şaşırtıcı derecede boştu. Tahminlerimizin bizi yanıltmadığı üzere yerel bir bayrama denk gelmişiz. Fakat yine de plana sadık kalıp geziyi sürdürdük. Detaylı yol tarifini aşağıdaki haritada bulacaksınız.






Yürüyüş turu iş hayatının kalbinin attığı Cinelandia bölgesinde başlıyor.  Metrodan çıkışta yer alan Praça Floriano lokanta ve kafelerle dolu. Meydanın karşı köşesinde Ulusal kütüphane ve sergi sarayını göreceksiniz (1). Av. Rio Branco’dan kuzeye devam ederseniz uçta Teatro Municipal (2) binası görülmeye değer. Onun karşısında da Güzel Sanatlar Müzesi bulunuyor. Carioca metro istasyonuna doğru devam ederseniz, solda tepede Rio’nun en eski kilisesi olan 1608 tarihli Convento Santo Antonio (3)’yu göreceksiniz.


  
Bulunduğumuz bölgeye geri dönmek kaydıyla öğlen yemeği için deniz tarafına yöneliyoruz. Portekizli kolonicilerin yaptırdığı Paço Imperial (4)’in tam önüne çıkıyoruz. Bu binanın hemen sağında ise cumhuriyet meclisine ev sahipliği yapan Palacio Tiradentes var. 




Binaların solunda kalan meydana komşu kemerli girişi olan bir sokaktan (travessa do comercio) dalıyoruz. Burası lokanta, kafe ve barlarla dolu ara sokaklardan oluşan bir bölgeye açılıyor. İş merkezlerine de yakın olduğu için geceleri de canlı bir bölge. Brasserie Romesco (5) adındaki yer çok şık. Fiyatlar bizim şık kafeler ayarında.


 

Yemekten sonra kahveyi ise tarihi bir yerde içicez. Dün Copacabana’da bahsettiğim Confeitaria Colombo (6)’nun ilk şubesine gidiyoruz. İki katlı eski bir binadaki kafe bizim Markiz pastanesini hatırlatıyor. İçeride eski vitrinler, devasa aynalar, mermer masalar var. Kahve ve çikolata çeşitleri oldukça çeşitli. Hoş bir ortam.



Kahveden sonra tekrar Convento San Antonio’nun önünden geçerek R. da Carioca’dan yürüyoruz. Bu sokak üzerinde solda Bar Luiz adında bir mekan göreceksiniz. Tatil günlerinde kapalı olduğunu bildiğimiz için uğramadık. Fakat siz denk gelirseniz, Alman usülü patates ve isli et yiyip bira içebileceğiniz 1887’de açılmış bir yer. Praça Tiradentes’e geldiğinizde sola dönerseniz az ilerde sokağın arkasında Igreja Presbiteriana do Brasil (7) var. Burası Rio’nun Evangelist Protestan kilisesi. Kilise kapalıydı ancak bahçesindeki vaaz sahnesini betimleyen heykeller görülmeye değer.



Geri dönüp meydanı geçtiğinizde Centro Cultural Carioca’yı göreceksiniz. Yakın zamandaki müzik etkinlikleri için afişleri kontrol edin. Civarda köhne fakat renkli koloni mimarisi binalarının bulunduğu sokaklar fotoğraflanmayı bekliyor. 




Buradan devam ettiğimiz sokaklar krokideki parka gelene kadar dükkanlarla doluydu. Bu bölge (8) Sirkeci ya da Tahtakale’yi hatırlatıyor. Muhtemelen tatil olmasaydı ana baba günü olacaktı. Fakat ticari faaliyetler sol rüzgarların esmesine engel değil. Bakınız grafitiler. Parktan dönüp güneye devam ederken tek açık dükkanın bir berber dükkanı olduğunu gördük.  Normalde bu civarlarda Lübnan lokantaları mevcut.




R. Visc. Do Rio Branco’yu geçtikten sonra etrafta bolca samba ve gece klübü görebilirsiniz. En meşhuru Santo Scenarium. Güneye devam edip Av. Republica do Chile’den sola dönün. Belki de şu ana kadar uzaktan görüp de bu ne binası böyle dediğiniz konik Catedral Metropolitana (9) karşınıza çıkacak. Katedralin karşı köşesinde de ilginç şekliyle Petrobras binasını göreceksiniz.




Katedral dıştan çok estetik görünmese de asıl güzellik içinde saklı. İçeride dışarıdan giren ışıkla şahane görünen dört taraflı yerden tavana kadar vitraylar var. Çatı ise doğal ışık girecek şekilde yapılmış. Şeklinden dolayı alışılmışın dışında dairesel bir oturma düzeni var. Pozlamayla oynayarak değişik fotoğraflar çekmek zevkli oluyor.





Katedralden çıktıktan sonra R. do Lavradio’dan güneye devam ederseniz daha önce Santa Teresa tramvayı ile üstünden geçtiğimiz Arcos do Lapa (10)’ya geliyorsunuz. Bu sırada tramvayı kemerlerin üstünden geçerken görme ihtimaliniz yüksek. Bu bölge geceleri de oldukça hareketli. Etrafta çok sayıda bar, restoran, samba klubü ve bir de konser alanı var. Kemerlere yaklaşırken hemen solda çadıra benzeyen büyük yapıda konserler düzenleniyor. Biz oradayken Air konseri vardı, fakat kapıda kredi kartı geçmediği için gece konsere giremedik. İlginç başka bir olay ise kemerlere yakın bir dans stüdyosundan bangır bangır Tarkan – yakalarsam mucks çalmasıydı. 




Böylece merkezdeki yürüyüş turunu tamamlamış olduk. Zaten saat de akşamüstüne yaklaştığı için artık gün batmadan Kurtarıcı İsa heykelinin (Cristo Redentor) olduğu Corcovado’ya yollanmanın vakti geldi. Metroya atlayıp metro + Cosme Velho Onibus bileti aldık. Largo do Machado durağında metrodan inip minibüse binerek Corcovado tren istasyonuna vardık. Vardığımızda saat 16:00’dıydı ve uzun bir bilet sırası vardı. Sırada beklerken İngilizce bildiğimi anlayan bir turist 17:20’deki tren biletlerini satın almak isteyip istemediğimi sordu. O kadar geç çıkmak istemediğimi belirtip almadım. Sonra sıra bana geldiğinde ancak 17:40’a bilet alabilince pişman oldum. 




Bilet 36R$, kredi kartı geçerli ve her 20 dakikada bir var. Gün batımından önce yukarı çıkmak istediğimiz için bir umut giriş civarında takılırken gelmeyen birilerinin yerine 17:20’ye atlamayı başardık. Böylece hem aydınlık, hem de gün batımında manzarayı görme şansımız oldu. Yukarı taksiyle de çıkabilirsiniz. Bekleme zamanıyla birlikte yaklaşık 70R$’e anlaşabilirsiniz. En iyi manzaralar öğleden sonra ve akşam saatlerinde görülüyor. Yukarıda üşüme olasılığına karşı yanınızda rüzgarlık bulundurun. Yukarıda bir restoran var. Yemek için taktik yapmanıza gerek yok. Yemediğimiz için yorum yapmam mümkün değil. Ama en azından manzaraya karşı bir kahve keyfi yapılır.





Manzarayı anlatmama gerek yok sanırım. Tren yukarı çıkarken ağaçların arasından gördüğünüz parça parça manzaralar herkesi heyecanladırıyor. Fotoğraflardan da anlayacağınız gibi muhteşem. Gündüz ayrı, günbatımı ve hava karardığında ayrı güzel. Dün çıktığımız Şeker Tepesi bile aşağıda kalıyor. Kuzeye doğru baktığınızda manzarayı kesen tepenin ilerisinde 200.000 kişilik Maracana Stadı görülüyor. Gece maçı için aydınlatılmadıysa ancak gündüz görünüyor. Daha ilerde Guanabara Körfezi ve köprü görülüyor. Dikkatli bakarsanız merkezde katedral ve merkez turunda gezdiğimiz yerleri görebilirsiniz. 




Doğuya doğru döndükçe Şeker Tepesi, Copacabana, Ipanema ve Leblon ve hemen onların önünde Rodrigo de Freitas Gölü var. Göl ve sağında kalan aydınlatılmış hipodrom gece çok güzel görünüyor. Hava karardıktan sonra tepenin hemen üstünde asılı duran bulutlar sayesinde ilginç bir görüntü oluştu. Aydınlatılan heykelin gölgesi hemen üzerinde duran bulutların üstüne düştü. Bu sahneyi “Haleluya”  nidalarıyla ölümsüzleştirdik.




Heykelden bahsedecek olursak, yapımı 1931 yılında tamamlanan yapı yaklaşık 40m yüksekliğinde. Heykel bölgeye hakim 700m yükseklikteki Corcovado tepesine yerleştirilmiş. Heykel 1980’de Papa II. Jean Paul tarafından da ziyaret edilmiş. Brezilyalılar bu ziyaret sırasında heykeli kutsayan Papa’nın bu vasıtayla şehri de kutsadığına inanıyorlar.




Son treni beklerken uzunca bir sıra oldu. Eğer hevesinizi erken aldıysanız son saatlere kalmadan aşağı inin derim. Merkeze dönüşümüzü otobüsle yaptık. Otobüs kullanabilmek için havaalanı ya da turist ofislerinde bulunan Rio Legal yazılı broşürü almanız lazım. Nerden nereye gidecekseniz isimlerini çakıştırıp ilgili otobüs numaralarını okuyabiliyorsunuz. 




Akşam yemeği için kilo ile yemek yenen restoranlardan birini denedik. Genel olarak fena değildi. Kilo fiyatı 50R$ civarında.   



13.10.2010 Çarşamba

Güne metro ile Ipanema’ya giderek başladık. Metrodan çıktıktan sonra Rua Visconde de Piraja boyunda batıya yürüyerek Leblon’a geldik ve buradan da kuzeye Jardim Botanico’ya ulaştık. 




Jardim Botanico, Rio şehrinin botanik parkı. Fakat gezmeye gittiğiniz neredeyse her büyük kentte görmeye alıştığınız botanik bahçelerinden biraz farklı. Farkı ne derseniz, ilki içinde barındırdığı bitki çeşitliliği ve diğeri ise parkın bir yanını yaşayan bir yağmur ormanına yaslamış olması. 




Eğer detaylı gezerseniz bütün bir gününüzü alabilecek bu park, bence mutlaka görülmesi gereken yerlerden biri. Çok fazla zamanınız yoksa girişteki görevlilerden en ilgi çekici yerleri sizin için kroki üzerinde işaretlemesini isteyebilirsiniz. Biz bu tavsiye edilen yerlere birkaç yer eklememize rağmen yaklaşık 3 saat geçirdik. Aklımda kalanlardan görmenizi isteyebileceklerim; girişteki kaktüs bölümü, büyük havuzdaki nergisler, orkide evi, Amazon bölgesi, Japon bahçesi, tıbbi bitkiler ve böcek yiyenler.  Giriş ücreti kişi başı 5R$.





Dönüşte otobüsle Leblon’un caddesi Rua Dias Ferreira’ya geldik. Burada hem mağazalar, hem de yeme-içme mekanları pahalı. Biz buralarda nispeten makul fiyatları olan bir sandviççi bulduk. Av. Ataulfo’ya döndüğünüzde göreceksiniz. Yemekten sonra bu defa sahilden Ipanema’ya kadar yürüdük ve metro ile Carioca’ya gittik. Metrodan sonra Praça XV’ye yürüyüşün ardından dün de öğle yemeğini yediğimiz yürüyüş turunda 5 numaralı sokakta Antigamente adında bir yerde akşam yemeğini yedik. Bu bölge akşam civardaki işyerlerinin boşalmasıyla birlikte çok daha canlı ve eğlenceli bir hal almıştı. Balık, et ve içkilerden oluşan bir menüye 60-70 R$ gibi hesap ödeniyor.




14.10.2010 Perşembe

Bugüne de dünküyle aynı başlangıcı yaptık. Ipanema’ya ulaştıktan sonra Rua Francisco Otaviano’da  yemek yedik. Ardından aynı sokak üzerindeki dükkanlardan birinden bisiklet kiraladık. 3 saati 20R$. Böylece her gördüğümüzde imrendiğimiz yerel halk gibi sahil boyunca bisikletlerle dolaştık. Leblon’un başına kadar gittik. Burada yukarda bir büfe var. Biraz yokuş çıkarsanız ulaşacağınız manzara fena değil. Aslında bizim amacımız daha da batıdaki semt Barra da Tijuca’ya gitmekti. Ancak ya tünelden gitmek  ya da tepedeki faveladan geçmek gerektiği için emniyetsiz olacağına karar verdik. Buradan itibaren biz Copacabana ve Leme’nin ucuna kadar gittik. Bu tarafa gitmek istemezseniz, alternatif olarak göl etrafını turlamanızı da önerebilirim. 




Leme’nin ucuna geldiğinizde bir büfe var. Burada oturup yorgunluğunuzu bir şeyler içerek giderebilir ve geride kavis yapan Copacabana’yı izleyebilirsiniz. Bisikletçiye dönüşle beraber iki büyük sahili de baştan başa gidip dönmüş olduk. Ipanema-Leblon 3.2 km, Copacabana-Leme ise 4 km. Yani yaklaşık 15 km yol yapmış olduk. Zaten akşamüstü halimiz kalmamıştı. Düzelen havanın etkisiyle biraz dolan kumsalda takılıp iki sahilin birleştiği kayalıklardan sörfçüleri seyrettik.  Güneş batarken en iyi şeyin otele gidip duş almak olduğuna karar verdik. 





Akşam biraz enerji depoladıktan sonra Lapa’daki barlara gittik. Burada yemek yiyebileceğiniz çok sayıda restoran var. Yemeğin ardından samba klüplerine gidilebilir. Haftaiçi olmasına rağmen oldukça hareketliydi. Yarın yola çıkacağımız için fazla takılmadan otele döndük.




 
15.10.2010 Cuma

Dönüş için Realbus firmasına binilecek en uygun yer Santos Dumont Havaalanı. Buradan 5R$’e asıl havaalanına gidebilirsiniz. Gezimize yine Brezilya’daki Foz Do Iguaçu ile devam ettik. Detayları bir sonraki post’ta. 




TAVSİYE VE İZLENİMLER

Mutlaka tavsiye ettiğim etkinlikler şunlar ; 

Cristo Redentor’u görün. 
Pau de Açucar’ı görün. 
Santa Teresa’ya tramvayla gidin ve dolaşıp yemek yiyin. 
Jardim Botanico’yu dolaşın. 
Lapa’da gece hayatına karışın.
Plajlarda dolaşın ve güneşlenin, büfelerden Açai suyu içmeyi unutmayın.

     Bizim yapamadığımız diğer cezbedici şeyler şunlar, belki siz yaparsınız ; 

Tijuca Parkı (haftaiçi güvensiz olduğunu hatırlatmak isterim)
Tijuca Plajları (Miami’ye benziyor)
Göl kıyısında gezi
Maracana Stadı


    Rio ile ilgili neredeyse herşeyi sevdik. Plajları, şehrin yaslandığı tepelerin bakir doğası, her nevi spora elverişli alanları, sıcak insanları burada yaşayabileceğimizi düşündürdü. Sokak arasında evine dönen sörfçüleri başka nerede görebilirsiniz ki ? Favela gerçeği ve gelir dağılımı adaletsizliğini elbette yadsıyamayız. Buna bağlı olarak suç olayları ve evsizler had safhada. Ancak bunlar saydığım güzellikleri gölgelemeye yeterli değil.

    Karnaval zamanı olmadığı için aşırı kalabalıklarla karşılaşmadık. Fakat karnavalda gelirseniz eminim hem fiyatlar yüksek olacaktır, hem de yer bulmak zor. Planlama yaparken bunu dikkate almak lazım. Güvenlikle ilgili ise yazıda da bahsettiğim gibi kitaplarda abartıldığını düşünüyoruz. Ya da suç olayları biz İstanbul’lular için çok da yeni birşey olmadığı için pek korkmamış olabiliriz. Siz yine de tedbiri elden bırakmayın. Neticede deplasmandayız.

   Sonuç olarak tabiki tek birşey söyleyebilirim. Hayatınızda mutlaka görmeniz gereken yerler listeniz varsa, Rio’yu üst sıralara yazın derim.