24 Eylül 2011 Cumartesi

Alper Maldivler'den Bildiriyor


Yıllarca yurtdışı tatili yapmamanın verdiği hırsla ilk tatilimizi pek de kolay ulaşılamayan bir yere yapalım demiştik, yani Maldivler’e. Bir haftadan az zamanımız olmasına rağmen üşenmeyip oralara kadar gitmiştik. İşte tarihin tozlu sayfalarından bir gezi. Buyrun Maldivler’e.




Male

09-10.12.2009 Çarşamba-Perşembe
Türkiye’den Maldivler’e ulaşmanın en kolay yolu ya Dubai (Emirates ile) ya da Doha (Qatar ile) üzerinden gitmek. Dubai uçakları dolu olduğu için Doha üzerinden gittik. Öğlen kalkan uçağımız akşam Doha’ya indi. Fakat Doha Havalimanı’nda hayatımın en uzun aktarmasını yapmak zorunda kaldım (7 saat). Gerçi uyumadan başladığım yolculuğun aktarma kısmında bolca uyuyarak enerji depolama şansım oldu. 



Beklemenin ardından sabaha karşı kalkan uçağımız Maldivler’in başkenti Male’ye oraya göre sabah indi. İniş sırasında ta ki teker koyana kadar herhangi bir kara parçası görmeden suya doğru alçalmak ilginçti. Male’ye vardığımızda Perşembe’ye geçmiştik. Pasaport kontrolünde çalışan kızların nezih üniformaları çok şirindi. Hiç bekletmeden bizi ülkelerine kabul ettiler.



Male’ye ulaştık ama henüz yolculuğumuz bitmedi. Bizi kalacağımız adaya götürecek deniz uçağına binmek üzere minibüsle Male Havaalanı’nın diğer tarafındaki deniz pistine doğru yola koyulduk. Havaalanının olduğu Hulhule Adası’nın  etrafından dolaşırken karşıda Male’nin asıl merkez adası ve tıkış tepiş yerleşimi görülüyordu. 




Kısa bir yolculuktan sonra havaalanının diğer tarafındaki Maldivian Air Taxi’ye ulaştık. Bu şirket deniz uçakları ile taşımacılık yapan iki şirketten biri. Aynı bir havayolu gibi belirli adalara tarifeli uçuşlar yapıyorlar. Uçakları aslında Kanada malı, karlı ve buzlu zeminlere inmek için kullanılan uçaklar. Modifiye edilerek suya inebilecek hale getirilmiş.




Burada bekleme salonunda geçen bir yarım saatin ardından deniz uçağına biniyoruz. İlk defa böyle bir tecrübe yaşayacağımız için hevesliyiz. Pilotlarımız yeşil şortları, beyaz gömlekleri ve terlikleriyle bizi karşılıyorlar. Uçağa yerleştikten sonra da tek kişi olan kabin görevlisi bize esprilerle süslediği bir anons yapıyor. Biz de emniyet kartlarından takip ediyoruz. Normalde havayollarında insana sıkıcı gelen bu uygulamalar burada sempatik geliyor.




Kalacağımız ada ekvator hattına oldukça yakın. Maldivler’de merkeze yakın adalara sürat tekneleriyle, bizimki gibi uzak olanlara ise deniz uçağıyla gidiliyor. Eğer Maldivler’e gelecekseniz, iki sebepten uzak olanları tercih edin derim. Bunlardan ilki, deniz uçağına binmek için bahaneniz olsun. Böylece hem değişik bir tecrübe yaşamış, hem de adaların, mercan resiflerinin ve denizin muhteşem manzarasını kuşbakışı görmüş olursunuz.



İkinci sebep ise okyanusun ortasında bakir bir adada uçsuz bucaksız denizi izleyerek uzandığınızı hayal edin. Merkeze yakınsanız tepenizden sürekli inip kalkan uçakları görmek bu hayali bozabilir.




Tekrar uçuşa dönecek olursak kalkış için suyun üstünde koşturma sırasında oldukça fazla titreşim oluyor. Ancak sudan kesildiğiniz anda uçuş keyfi başlıyor. Male ve havaalanı altımızda küçülmeye başladı. 6500 fit (yaklaşık 2000 m) yükseklikte yaptığımız uçuş boyunca manzara mükemmeldi. Bizim adaya inmeden yakındaki başka bir adada bazı yolcuları indirip tekrar kalktık. Derken bizim adaya doğru alçalmaya başladık. Açıktaki iskeleye yanaştıktan sonra yolculuğumuz en sonunda bitmiş oldu. Toplamda 18 saate yaklaşan yolculuk biraz yorucuydu. 



Bu noktadan itibaren gezinin devamını gün gün aktarmak yerine genel bir tablo çizmeye çalışacağım. Neden derseniz, Maldivler’de hergün aşağı yukarı aynı şeyler yapıldığı için tekrar tekrar aynı şeylerden bahsetmek istemiyorum. Önemli olan buranın nasıl bir yer olduğunu ve neler olup bittiğini öğrenmeniz.
Adadaki faaliyetlere geçmeden önce biraz Maldivler’le ilgili bilgi vermek istiyorum. Maldivler, Sri Lanka’nın güneybatısında Hint Okyanusu’nda toplam 1192 adadan oluşan Asya’nın toprak ve nüfus açısından en küçük devleti. 1192 adanın sadece 200’ünde yerleşim var ve bunların yarısından çoğu da turistik amaçlı kullanılıyor. Toplam 310.000 olan nüfusun 103.000’i Male’de yaşıyor.  Aynı zamanda dünyanın en alçak rakımlı ülkesi (1,5 m). Bu alçak rakımından ve küresel ısınmayla yükselen deniz seviyesinden dolayı Maldivler’in başlıca problemi batıyor olmaları. Önümüzdeki 150 yıl içinde tamamen batması öngörülen ülke vatadaşlarına Avustralya sığınma hakkı tanımış durumda. Öte yandan Maldivler Başbakanı da bir yandan Hindistan, Sri Lanka ve Avustralya’da toprak alma çalışmalarına girmişken, diğer yandan da küresel ısınma ve sera gazlarına savaş açmış durumda.
Adaların yapıtaşı mercan olduğu için toprak çok tuzlu ve verimsiz. Bu yüzden bazı tropik bitkilerin haricinde sadece hindistan cevizi ağaçları yetişiyor. Dolayısıyla biraz düşününce buranın sahte bir cennet olduğu fikrine kapılıyorsunuz. Gıda, içme suyu, yakıt ve daha birçok şey ithal. Tek tarım ürünü hindistan cevizi. Elektrik bile ithal yakıtın yakılması ile jeneratörlerle üretiliyor. Maldivler’i ayakta tutan şeyler turizm ve balıkçılık endüstrileri. Yerel halk ise oldukça fakir.
Maldivler’in dini İslam ve oran %100. Kökenleri Sri Lanka’ya dayanan Maldivliler başlangıçta Budist iken, Arap denizcilerle haşır neşir olmalarının ardından Müslüman olmuşlar. Yerel halkın yaşadığı adalarda içki satışı yasak. Ayrıca biz gittiğimizde Kuş Gribi tehdidine karşı yabancıların da yerel halkın yaşadığı adalara gitmesi yasaktı.
1887’ye kadar İslami Sultanlık’la yönetilen Maldivler, bu tarihten 1965’e kadar İngiliz idaresine girmiş. 1968’de ise yeniden bağımsızlıktan 3 yıl sonra cumhuriyet yönetimi gelmiş. Fakat yakın zamana kadar bir dikta ile yönetiliyormuş. Turizm de cumhuriyete geçişten sonra 1970’lerde canlanmaya başlamış.
Maldivler’in resmi dili Dhvehi. Bu dil Maldivler’in dışında Hindistan’ın açıklarındaki Minicoy adındaki adalılar tarafından da konuşuluyor. Yazımı Arapça ve Hintçe dillerini andırıyor. Telaffuzlar da aynı karışımı çağrıştırıyor.
Sanırım bu kadar bilgi yeter de artar. Şimdi adada geçen günleri aktarmaya devam ediyorum.



Ada

 
Oda olarak deniz üzerindeki villalar yerine kumsal villasında kalmayı tercih ettik. Denize 10 m mesafede olan bu tek katlı villalar hindistan cevizi ağaçlarının altında ve önünde küçük bir terası var. 



Öğlenleri sıcaktan bunaldığımızda terasa gelerek keyif yapmak güzeldi. Odaya gelen günlük tropik meyveler ve bira güzel gidiyordu. 



Bu teras keyiflerinden biri sırasında otel çalışanlarından biri ağaca tırmanmış hindistan cevizi topluyordu. Selamlaştıktan sonra ağaçtan inerek topladıklarından ikram etti. Oracıkta satırla kafasını uçurdu ve sundu. Bunlar herhalde şimdiye kadar tükettiğimiz en taze hindistan cevizleriydi. 


Kaldığımız ada çok büyük sayılmazdı. Keşif amaçlı yaptığımız tam bir tur yaklaşık 45 dadika sürdü. Dolaşırken yan tarafta küçük bir ada gördük. Daha sonra öğrendiğimize göre bu adada çalışanlar kalıyorlarmış. 



Yürüyüş sırasında sahilden uzak iki tane su villası gördük. Bunlar balayı villalarıymış. Buraya sadece tekne ile ulaşılıyor ve tam anlamıyla suyun üzerinde kalıyorsunuz. Balayı çiftleri için kumsalda kurulan romantik yemek masası ilginçti.



Akşam saatlerinde yapılabilecek en güzel şey manzarayı izlemek. Sürekli şekil değiştiren bulutlar ufukta hergüne eşsiz bir günbatımı hazırlıyorlar. Hava iyice karardıktan sonra açık büfe akşam yemeğinde özellikle deniz mahsülleri ile mide sınırları zorlanıyor.



Geceleri pek bir hareket yok. Yemeğin ardından iskeledeki barda takılıp balıkları seyrediyorsunuz. Bir akşam yerel müzik ve dans gösterisi vardı. Zaten bütün gün deniz güneş derken akşam pestil gibi olunuyor. En güzeli film arşivinden bir tane seçip odada izlemek. 



Tekrar gündüze dönersek başka bir gezintide de su villalarını inceledik. Kazıkların üstünde duran bu villaların terasları okyanusa bakıyor ve önlerindeki merdivenlerden denize inilebiliyor. 


Fakat bu villalara giderken iskeleden gördüğümüz küçük köpekbalıkları merdivenden denize girmekle ilgili soru işaretleri oluşturuyordu. Villalardan adaya bakınca reklamlardaki ufak adalara benzettik. 



Adanın iç kısımlarında dolaşmak da zevkli oluyor. Ağaçlık olsa da yerde bembeyaz kumumsu bir tabaka var. Aralardan bir sürü çalımsı bitki çıkmış. Hatta bunlardan bazıları o kadar hoşuma gitti ki, ufak bir kök alıp pet şişede İstanbul’a getirdim (adeta botanik kaçakçısıyım).



Deniz kenarında mutlaka karşınıza gezinen kabuklu hayvanlar çıkacaktır. Bizimkilerden biraz farklı bu tipler çok sevimliler. Yaklaştığınızda durup uzaklaşmanızı bekliyorlar. Bunların arkalarında bıraktıkları izler bizim villaya kadar geliyordu.



Havuza girmek çok keyifli olmasa da, ara sıra daha serin ve tuzsuz bir suya girme ihtiyacı oluyor. Maldivler’in denizi ısı ve tuz oranında Akdeniz’i aratmıyor.


Buraya kadar gelip de masaj keyfi yapmamak olmazdı. Bu yüzden kendimizi suyun üstündeki masaj merkezinde Bali’li kızlara teslim ettik. 




Biraz da ortamın havaya sokmasından olsa gerek, masaj pek bir güzel geldi. Daha önce camdan bakınca turkuaz denizi görebildiğim bir yerde masaj yaptırmadığım için olabilir.


Deniz yaşamının bu kadar renkli ve çeşitli olduğu bir yerde mutlaka şnorkel ya da dalış yapmanız lazım. Zaten iki günde bir değişik bir yere şnorkel turları düzenleniyordu. İsteyenler için haftalık dalış kursları da vardı. 



Su altında gördüklerimizi belgeleyebilmek için dalış merkezinden günlük 25 US$’a su altı kamerası kiraladık. Bu ücrete çekilenlerin cd’ye basılması da dahildi. İyiki kiralamışız, çok eğlenceli oldu. Denizden dönünce havuzda su altında yaptığımız maymunlukları saymıyorum bile. Varsa su geçirmeyen kutunuzu getirin ya da kiralayın. 



Tekne ile açılınca ilk olarak yandaki adanın önünden geçtik. Adada küçük bir cami de vardı. Hatta adayı görmeden önce rüzgarın çok olduğu bir esnada uzaklardan bir ezan sesi duymuştum da, ona yormamıştım. Meğer doğruymuş. 




Adanın yanından geçerken aynı zamanda bizim adanın elektriğini sağlamak üzere sürekli çalışan bir jeneratör olduğunu da gördük. Muhtemelen su altından bir hat çekilmişti. Bunu düşününce Maldivler’in aslında birçok şeyden mahrum olduğunu hissettik. 



15-20 dakikalık bir yolculukla bizim bulunduğumuz atolün resif dışındaki yerine ulaştık. Denize atlamadan teknede yer alan balık listesine şöyle bir göz attım. İsimlerini hatırlayamayacak olsam da en azından tiplerini aklımda tutmaya çalışacaktım. 




Durduğumuz bölge derin sulardan yüzeye doğru çıkıntı yapmış bir mercan kayalığı grubunun üzeriydi. Ortada derinlik 2 m civarındayken, kenarlarda uçsuz bucaksız derinliklere gidiyordu. 



Bir süre sonra gerçekten de listedeki balıklardan bazılarını görmeye başladım. Ancak fotoğraflarını çekmek pek de kolay değildi. Tam yaklaşıp çekecekken sıvışıyorlardı. Dolayısıyla bu iş bir mücadele halini aldı. En sonunda bir çoğunu çekmeyi başardım. Tek çekemediğim balon şeklinde bir balıktı. 



Bizim gördüğümüz görüntü fotoğraflardakinden çok daha renkliydi. Bunun sebebi yüzeyden uzaklaştıkça su altında renklerin azalması ve soluklaşması. Gözümüz biraz bunun üstesinden gelse de makinalar flaş olmadan pek beceremiyor.



Balıklar dışında kayalıkların üzerinde çok ilginç başka şeyler de vardı. Deniz yıldızları, kenarları renkli midyeler, ne olduğunu tam anlamadığım beyin şeklinde yuvarlak şeyler pek güzeldi. İki saate yakın kaldıktan sonra adaya döndük. 



15.12.2009 Salı



Adada yaptıklarımızı biraz çorba gibi anlatmak zorunda kalsam da umarım okurken keyif almışsınızdır. Beş gecenin ardından artık geri dönüş zamanı geldi. Sabah gün ışırken gece adamızda konaklamış kaptanlarımızla beraber tekneye binerek açıktaki uçağımıza ulaştık. 





Uçağımız havalandıktan az sonra gelişte yaptığımız gibi yakın bir adadan başka yolcuları da alarak Male’ye devam ettik. Okyanusa serpiştirilmiş gibi duran adaların gündoğumundaki manzarası ayrı bir güzeldi. Buralara bir daha gelir miyiz bilinmez, o yüzden dönüş yolunda en ince ayrıntısına kadar seyrettik.



Ara sıra ada bile sayılamayacak kum tepecikleri gördük. İşte sular yükselmeye devam ederse bütün adaların başına gelecek olan bu. Bunları düşünürken acaba Maldivliler neler hissediyorlardır diye aklımdan geçirmeden edemedim. Düşünsenize ülkeniz belki de 100 yıl sonra sular altında kalacak. Ne kadar empati yapmaya çalışsam boş. 



Male’ye doğru alçalmaya başlayınca daha önce gördüğümüzden daha rahat bir şekilde görüyoruz etrafı. Havaalanı ve Male denizin ortasında gerçekdışı gibi görünüyor tekrar dikkat edince.



Suya inişimizin ardından aynı havaalanlarındaki gibi bir süre taksi yapıyoruz. İskeleye yanaşmamız beş dakika alıyor. Bu sırada diğer inen kalkan deniz uçaklarını izliyoruz. 




Male Havaalanına girdikten sonra ise daha sonra yaptığımız her geziden dönüşte hissedeceğimiz bazı duyguları hissetmeye başlıyoruz. Sanki çok uzun zamandır buradaymış ve çok aşina olmuş gibiyiz. Oysa daha bir hafta önce yola çıkarken bile bu tropik cennet bizim için hala ulaşılmaz ve gerçekdışı geliyordu. Zaten gezmenin en çok bu yanını seviyorum. Sizin için gidilen yer artık asla kağıt üzerindeki kadar uzak ve yabancı değildir.




TAVSİYE VE İZLENİMLER

Mutlaka yapılmalı dediğimiz şeyler ;
Merkeze uzak bir adada kalın
Deniz uçağına binin
Şnorkel ile dalın
Zaten bol bol sunulan deniz mahsüllerinden yiyin
Okyanusa karşı masaj yaptırın
Su altı kamerası kiralayın ya da bulundurun

Belki bizim yerimize de şunları yapabilirsiniz ;
Male’de dolaşın
Tüplü dalış yapın


Maldivler’le ilgili söylenecek herşeyden bahsettim. Son söyleyebileceğim ise buranın düşündüğünüz kadar uzak olmadığı. Toplam sekiz saatlik bir uçuşla ulaşılıyor (aktarmalar hariç). Bir haftalık bir tatil burası için yeterli. Daha uzun kalırsanız zaten sıkılırsınız. Aralık’ın ilk haftasında gitmiştik ve bizden sonra yüksek sezon ve fiyatlara geçiliyordu. En uygun dönem Kasım-Şubat arası. Maldivler olmasa da buraya benzeyen başka yerler var. Bence bunlardan en az birine gitmek ve görmek lazım. Böylece cennet olarak adlandırdığımız yerleri gerçekten tanıma fırsatını yakalamış olursunuz.
Döndükten sonra Maldivler’in batıyor oluşu ile ilgili çelişkili düşünceler geçti aklımdan. Bir yandan böyle yok olma arifesindeki bir cenneti gidip görmek lazım diye düşünürken, diğer yandan da oraya gidişimle ortaya çıkardığım karbon salınımı yüzünden biraz daha batmasına katkıda bulunduğumu düşündüm. En sonunda vardığım sonuç ise eğer mutlaka tropik bir cennete gidecekseniz, bu en azından Maldivler olsun. Belki sizden kazandıkları parayla bir karış toprak daha alırlar...


2 yorum:

ÖZLEM SEZEN YILMAZ dedi ki...

Çok güzel….
Biz de balayı için Temmuz ayında Conrad Maldives Rangali İsland da kaldık, kesinlikle doğru bir tercihmiş. Gitmeden herkes sıkılırsınız falan diyordu ben de aksiyon severim, korkmuştum açıkçası ama bir hafta kaldık, daha 1 hafta olsa yine yetmeyecekti bana. Water villada kaldık, odanızdaki zeminden denizin içini ve balıkları izleyebiliyorsunuz.
Su altında çekimler yaptık balıkların içinde, şnorkelling turu, yunus izlemeye gittik, denizin 5 metre altındaki restoranda yemek yedik köpek balıklarının içinde, denizin ortasında masaj yaptırıp jakuziye girdik …vs daha bir sürü harika aktivite. Eğer merak ederseniz beklerim bir göz atın umarım gitmek isteyenlere faydası dokunacaktır, fiyatı , en iyi mevsimler, otelin hediye verdikleri hepsi var. 3 Bölüm halinde anlattım, bu da kısa kesilmiş hali :)
Bu arada yeni yeni başladım blog işine yardımlarınızı ve lütfen yorumlarınızı dört gözle bekliyorum.
Diğer destinasyonlarla kıyaslanamayacak kadar farklı ve rüya gibi bir yer Maldivler, kıyas kabul etmez bence.

http://yenibirsoyadimoldu.blogspot.com/2012/12/maldivler-balayi-karar-asamasi-evlilik.html
http://yenibirsoyadimoldu.blogspot.com/2012/12/maldivler-balayi-devam_5.html
http://yenibirsoyadimoldu.blogspot.com/2012/12/maldivlerde-zaman-nasil-geciyor-simdi.html

Tamer Soylu dedi ki...

Tek kelimeyle mükemmeldi. Satırları okurken kendimi sanki oradaymış gibi hissettim ve mutlaka oraları gidip görmek gerektiğini anladım. Bu tropik cennet bir hafta hissedilmeli ;)

Yorum Gönder