11 Ağustos 2011 Perşembe

Alper Hırvatistan'dan Bildiriyor : Zagreb


Yıllardır yaz ortasında tatil yapmayan bir insan olarak Temmuz ayında izin alınca deniz tatili baskısını üzerimde hissettim. Ancak gezi ya da kültür turizminin olmadığı bir tatile bünyem pek alışık olmadığı için ikisini birleştirmek adına rotayı Hırvatistan’a çevirdik. Tek ülke bizi kesmeyeceği için de peşine Karadağ’ı da ekledik. Bu geziye Zagreb ile başlıyoruz. İyi seyirler...



Zagreb

02.07.2011 Cumartesi
Zagreb Pleso Havalimanı’na uçakla ulaştığımızda öğleden sonra olmuştu. Adet olduğu üzere havaalanındaki döviz kurlarına şöyle bir göz atıp bankadan para çektik. Hırvat para birimi Kuna’nın oranı 1 Euro’ya karşılık 7,34 idi. Buna göre 1 Tl yaklaşık 3 Kn yapıyordu. Bilgi merkezinden harita ve ulaşım bilgilerini de almayı ihmal etmedik. 



Şehire ulaşmak için Croatia Airlines otobüsü kullanılıyor. Kişi başı 30 Kn (9,6 Tl). Otobüs yarım saatlik bir yolculukla otobüs terminaline geliyor. Buradan merkeze ulaşmak için 6 numaralı tramvaya biniyoruz. Terminalden çıkınca yandaki büfeden bilet alabilirsiniz. Kişi başı 8 Kn. Strossmayerov Meydanı’ndaki otelimize ulaşıp bir an önce kendimizi dışarı atmaya çalışıyoruz. 



Dışarı adımımızı atar atmaz iki şey fark ediyoruz. İlki sokakların sakinliği. Tura başladığımız meydanı saymazsak, İstanbul ile karşılaştırdığımızda neredeyse hayalet şehir olarak adlandırılabilecek bir sakinlik var. İkincisi ise bu şehrin yürüyerek gezilebilecek kadar küçük olduğu. Yürümeye başlar başlamaz haritada aldığımız mesafe bizi şaşırttı. 



Zagreb şehir merkezi, Yukarı Şehir ve Aşağı Şehir olarak adlandırılan iki bölgeye ayrılabilir. Yukarı Şehir, Gradec ve Kaptol bölgelerini içine alıyor ve birçok cazibe merkezi burada. Aşağı Şehir ise tren garından diğerine kadar olan bölge. Biz de geziye yaklaşık 2 saat süren Yukarı Şehir yürüyüş turu ile başladık.



Tura Zagreb’de herhangi bir turun doğal başlangıç noktası olan Ban Jelacic Meydanı (Josipa Jelacica) ile başlıyoruz. Meydana gelir gelmez ilk dikkatimizi çeken devasa THY ve Beko reklamları bizleri gururlandırıyor. Ardından meydana ismini veren Ban Jelacic heykeli gözümüze çarpıyor. Heykel ilk olarak Macaristan’ı hedef alacak şekilde kuzey yönünde yerleştirilmiş. Komünist rejimde kaldırılmış, ardından bugünki haliyle güney yönünde tekrar yerleştirilmiş.




Meydanın ardından merdivenleri çıkarak Dolac yiyecek pazarına doğru ilerliyoruz. Maalesef biz vardığımızda Cumartesi akşamüstü olduğu için tezgahlar kalkmış ve temizlik başlamıştı. Dolayısıyla 1930’dan beri taze yerel ürünlerin satıldığı bu pazarı faal olarak görememiş olduk. Pazarın kurulduğu meydanda yemek yemek isterseniz merdivenlerin ters istikametindeki köşede Kerempuh (Kaptol,3) tavsiye edilir. Yanıbaşındaki pazardan alınan günlük ürünlerle pişen yöresel yemekler mevcut. Henüz acıkmadığımız için devam ediyoruz. Meydanın az ilerisinde de çiçek pazarını görebilirsiniz.


Kerempuh’un yanındaki aradan devam ederseniz karşınıza ihtişamlı Zagreb Katedrali ve Kaptol Meydanı çıkıyor. Katedralin ilk inşaası 1093’e kadar gidiyor. Daha önceki gezilerimizde katedrallere doymuş bir insan olarak yine de ilgimi çeken şeyler oldu. Girişin sağ tarafındaki duvardaki ilginç alfabe ile yazılmış yazıtın mistik bir hali var. Ancak bununla ilgili bilgi edinemedim. Yan altarlardan birinde ise Dan Brown’ın Kayıp Sembol kitabında bahsi geçen (Melankoli I adlı eseriyle) sanatçı Albrecht Dürer’in triptiki var. Son detay olarak da eski kardinalin mozolesini belirtebilirim.



Katedralden çıkıp Kaptol’den kuzeye doğru devam edin. Haritada belirtilen sokağa sapmak yerine 300 metre ilerideki kiliseden sola sapın. Opatovina sokağına girmiş olacaksınız. Bu dar sokakta ilk karşınıza çıkan yer Tolkien’s House adındaki kafe. Dekorasyonu Tolkien’in kitaplarındaki gibi yapılmış, önünde ufak da olsa açık alan mevcut. Gün batımına kadar şehir turunu bitirmek amacıyla oturmadık ama daha sonra Zagreb’e geldiğinde mutlaka buraya uğrayan bir arkadaşımla konuşunca pişman olduk. Sebebi ise buranın özelliğinin kendi ev biraları dahil olmak üzere değişik birçok bira sattıklarını öğrenmem oldu. Artık bir dahaki sefere.



Sokaktan aşağıya devam ettiğinizde kafe ve restoranlar başlıyor. Skalinska’dan sağa dönüp Tkalciceva’ya çıkarsanız işte burası Zagreb’in barlar sokağı. Kafe ve barlar özellikle akşam saatlerinde hareketli. Sağa dönüp kuzeye doğru yürümeye devam ediyoruz. 


İlerde solda yola göre biraz geride kalan fotoğraftaki Bar Melin (Tkalciceva, 47)’in yanından merdivenlerden yukarı çıkıyoruz. Merdivenler bizi ortaçağ Gradec Şehri’nin doğu kapısına götürüyor. Gradec Tatar ve Osmanlı akınları sırasında halkın sığındığı ve düşmana karşı sürekli gözetleme yapılan yegane yerlerden biriymiş. Bir efsaneye göre 1731’de çıkan büyük yangında o zamanlar ahşap olan kapının hepsi yanıyor. Yangından etkilenmeyen tek şey ise sahibi meçhul bir sanatçının, Bakire ve Çocuk adlı resmi oluyor. Bu yüzden şu anda taş olan kapının altında dua edilen bir türbe oluşmuş.




Kapıdan geçtikten sonra yukarıya doğru yürürseniz Markov Meydanı’na geliniyor. Meydana gelir gelmez ilk göze çarpan şey sanki çizgi film ya da atari oyunundan fırlamış hissi uyandıran St Mark Kilisesi. Bunun sebebi ise çatısında yer alan rengarenk ve piksel piksel görünen kiremitler. Kiliseyi karşınıza aldığınızda sağdaki bina parlemento, soldaki ise başkanlık sarayı binaları. İlginizi çekerse kilisenin arkasında da heykeltıraş Mestrovic’in atölyesi var.



Meydana ulaştığımızda kilisenin önünde düğün davetlileri vardı. Daha sonra meydanı kilisenin karşı yönünde terk edince başka düğün grupları ve gelin-damatlar gördük. Demekki evlenmek için popüler bir yer. Bir de evlenenlerle para karşılığı fotoğraf çektiren ortaçağ kıyafetleri giymiş tipler vardı. 



Sokakta ilerlerken iki ilginç şey gördük. İlki şu anda günümüz Hırvatistan topraklarında kalan bir yerde doğan ünlü mucit ve mühendis Nikola Tesla ile ilgili bir yazıt. Daha sonra tercümesini yapınca Zagreb şehrine elektrikle ilgili altyapı yapma isteğini belirttiğini anladık. Diğeri ise biten ilişkilerle ilgili olan Museum Of Broken Relationships.



Aşağıya devam edip Jezuitski Meydanı’na geliyoruz. Solumuzda kalan kilise St Catherine Cizvit Kilisesi. Yürümeye devam edince sağınızda yükselen Lotrscak Kulesi göze çarpıyor. Kule 13. Yüzyılda güney surlarını korumak için yapılmış. Pazartesi hariç 10 Kn’ya yukarı çıkılabiliyor. Geleneksel olarak kuleden her öğlen top atışı yapılıyor. Efsaneye göre Türkler şehri kuşatmaya geldiklerinde buradan atılan bir top yakınlarda bir horoza isabet ederek paramparça ediyor ve Türkler’in moralini bozarak şehri almalarını engelliyor. Daha mantıklı gerekçe ise kiliselerin çanlarını senkronize etmek için atılıyor olduğu. 



Kulenin önüne gelindiğinde şehrin manzarası önünüze seriliyor. Aşağı Şehir’e inen tramvayda buradan kalkıyor. Sağa dönüp ilerdeki ağaçlık yola giriyoruz. Yemyeşil yolun kenarında hediyelik eşya satıcıları ve birkaç kafe var. Ağaçların altında serinlemek için birşeyler içiyoruz. Favorimiz Bacardi Breezer (25 Kn). 



Dinlendikten sonra geri dönüp tramvayla aşağıya iniyoruz. Kişi başı 4 Kn. Aşağıya yolculuk 30 saniye, ama yine de keyifli. İndikten sonra Zagreb’in ticari caddesi Ilica’ya ulaşıyoruz.




Buradan sola dönerseniz tekrar başladığımız meydana ulaşarak turu bitirebilirsiniz. Biz ise turu Aşağı Şehir ile devam ettiriyoruz. Fakat öncesinde meşhur dondurmacı Vincek (Ilica, 18)’e uğramamız farz oldu. Denediğimiz çikolata parçacıklı vanilya, bitter çikolata oldukça güzeldi. Çeşit bol, karar vermek zor. Topu 6 Kn. 



Tura devam etmek için aksi istikamette Preobraz Sokağı’ndan girin. Böylece Petra Preradovica Meydanı’na geliniyor. Yerel halk buraya çiçek meydanı diyor. Meydanda bol miktarda kafe ve restoran var. Kahve içmek isterseniz 100 yıllık çikolata markası Kras’ın kafesi tavsiye edilir. 



Biraz takıldıktan sonra Masarykova Sokağı’na yöneldik. Artık acıkmaya başladığımız için Gunduliceva ile kesişen köşedeki Tip Top (Gunduliceva, 18) adlı restorana daldık. Dalmaçya mutfağını bulabileceğiniz mekan Korcula’lılar tarafından işletiliyor. Biz de adanın şaraplarından tadarız dedik ama garsonla anlaşamayınca gelen alelade şarapla yetindik. Nostaljik bir dekorasyonu var. Mönüde deniz mahsülleri de var. Yemek olarak Dalmaçya Pirzola tavsiye edilir. Şinitzel idare eder. Hesap 158 Kn.


 
Yemeğin ardından Masarykova’dan devam edip Marsala Tita Meydanı’na geldik. Ulusal Tiyatro tüm estetiğiyle bizi karşıladı. Hemen soldaysa çoklukla piyasa yapanların oturduğu Hemingway Bar gözümüze çarptı. Daha sonra Karadağ dahil olmak üzere başka Hemingway Bar’lar da gördük. Bu topraklarda çok popüler anlaşılan. 



Tiyatronun diğer tarafına geçerseniz, Sanat Müzesi karşınıza çıkıyor. Zagreb’de kısıtlı zamanımız olduğu için müzeleri es geçiyoruz. 



Güneye doğru devam ederseniz Roosevelt Meydanı ve ilerisinde de Mimara Müzesi görülebilir. Mimara ailesinin bağışlarıyla açılan müze çok sayıda değişik esere ev sahipliği yapıyor. Vaktiniz varsa gezmeniz tavsiye edilir. Burayı geçtikten sonra Vukotinoviceva üzerindeki Arşiv Binası’nı görüyoruz. Önündeki heykel ilginç. Mihanoviceva’ya inerseniz karşınıza Botanik Parkı çıkıyor. Turu gurme bir tecrübeyle bitirmek isterseniz de az ilerdeki Regent Esplanade Oteli’nin altındaki Le Bistro’da şampanya eşliğinde strukli  yiyebilirsiniz. Bizim bu son tecrübe için maalesef enerjimiz kalmamıştı.  


 
Böylece bütün turu tamamlamış olduk. Duraklama miktarına göre 3 ile 4 saat arasında süren bu turla Zagreb şehir merkezindeki önemli yerlerin hepsi görülmüş oluyor. Bundan sonra bize düşen otele dönüp dinlenmek ve akşam barlar sokağına doğru yol almak. Yarın sabah rota Split, orada görüşmek üzere...




TAVSİYE VE İZLENİMLER

Yapmanızı önereceklerim şunlar ;
Yürüyüş turu ile Kaptol, Gradec ve Aşağı Şehri gezin
Dalmaçya mutfağından tadın
Gece Tkalciceva’da barlarda takılın
Vincek’de dondurma yiyin

Bizim yerimize de şunları yapabilirsiniz ;
Dolac Pazarı’ndan taze yiyecekler alın
Lotrscak Kulesi’nden şehri seyredin
Mimara Müzesi’ni gezin
Geleneksel hamur işi strukli yiyin
Tolkien’s House’da ev birası için
Kravatın anavatanından kravat satın alın

Zagreb, Ortaçağ’dan kalma şehir merkezi ve kiliseleri, son birkaç yüzyıldan kalma tarihi binalarıyla klasik bir Orta Avrupa şehri mimarisi barındırıyor. Küçük bir merkezi olması sayesinde heryer yürüyerek gezilebiliyor. Bu yüzden bir gün bile Zagreb’i keşfetmek için yeterli sayılabilir.
Tüm bunlar Zagreb’i İstanbul’dan yapılabilecek bir haftasonu kaçamağı ya da bizimki gibi uzun bir rotanın başlangıcı olarak oldukça uygun kılıyor. Daha fazla söze gerek yok herhalde. Size düşen kendi gözlerinizle görmek...


0 yorum:

Yorum Gönder