25 Mayıs 2011 Çarşamba

Alper Brezilya'dan Bildiriyor : Foz Do Iguaçu




Foz Do Iguaçu

Rio’dan sonra rotayı Iguazu Şelaleleri’nin Brezilya tarafındaki Foz Do Iguaçu kentine çevirdik. Öncelikle bölgenin ilginç coğrafi durumundan ve şelalelerden bahsetmek istiyorum.

Yukarıdaki haritadan da göreceğiniz gibi bölgede Brezilya, Arjantin ve Paraguay ülkeleri birbirlerine komşu. Üç ülkenin birbirlerine en yakın olduğu noktalarda da karşı kıyılardan görülebilen dikilitaşlar yerleştirilmiş. Bu yakınlık sadece coğrafyada kalmıyor, aynı zamanda komşu şehirlerde birbirinin para birimleri de geçiyor. İlginç coğrafi sınırları oluşturan yer şekilleri ise Parana ve Iguazu Nehirleri. Iguazu Nehri, Brezilya ve Arjantin’i birbirinden ayırarak güneye doğru akarken Afrika’daki Victoria Şelaleleri’nden sonra en fazla su taşıma kapasitesine sahip şelaleleri oluşturuyor. Fakat su kütlesi tek bir noktadan akmak yerine tam 275 adet irili ufaklı şelaleler topluluğundan dökülüyor. Bunların 50 tanesi Brezilya tarafında, geri kalanı ise Arjantin’de. Brezilya’dan görülen güzel manzara öğleden önce çekilebilirken, Arjantin’de ise öğleden sonra doğru ışığı yakalayabiliyorsunuz. Arjantin’de macera turları daha ucuz. İki ülkede de karşılıklı doğal parklar var. İkisini de görmek lazım. 

Bu senaryoya göre Paraguay biraz gariban kalmış görünebilir. Ancak Parana Nehri’nin yukarısında da Brezilya ve Paraguay’ın beraber işlettikleri dünyanın en büyük (sanırım bu sene tahtını Çin’de açılan bir baraja kaptırdı) barajı olan Itaipu Barajı bulunuyor. Öyle büyük ki Paraguay’ın bütün elektrik ihtiyacını, Brezilya gibi devasa bir ülkenin ise ihtiyacının %20’sini karşılıyor. Bazı turlar turistleri buraya da götürüyor. 

Bu kadar genel bilgiden sonra Brezilya tarafı ile gezimizden bahsetmeye başlayalım.

15.10.2010 Cuma

İlk başta planımız sabah uçağı ile 2 saatlik bir uçuşla Brezilya’nın Foz Do Iguaçu şehrine gelmek ve ilk gün Brezilya tarafındaki doğal parkı gezmek ve Arjantin’i de diğer gün tamamlamaktı. Çünkü gezi kitapları göre iki tarafı da aynı gün içinde gezmenin çok zor olduğu, ancak bir tur şirketinden yardım alarak yapılabileceği yazıyordu. Fakat Rio’dan sabah kalkan uçağı kaçırınca (ben son yolcu gelene kadar uçağı kaldırmıyorum ama onlar kaldırıyorlarmış) buraya ancak akşamüstü varabildik ve kalan tek günde bunu başarmak zorunda kaldık. İnsanüstü bir çabayla  ve şansımızın yardımıyla tura katılmadan bunu başardık. Ama normal şartlarda kesinlikle tavsiye etmiyorum. Herşey ucu ucuna yetişti. 

Öğlen bizi alandan karşılamayı uman otel aracına da haber vermek zorunda kaldık. Havaalanı şehir merkezine yarım saat mesafede, eğer otelden bizim gibi bedava ulaşım hizmeti alabiliyorsanız kaçırmayın. Bu hizmet yoksa da üzülmeyin, 2,2 R$’e şehre giden belediye otobüsüne binebilirsiniz.

Otel rezervasyonu yaparken tavsiyem Av. Republica Argentina ve Av. Juscelino Kubitschek’in kesişimine ne kadar yakın olursanız o kadar rahat edersiniz. Zira otobüs garajı bu ikisinin kesiştiği köşeye yürüyerek 5 dakika mesafede. 

Biz otele yerleşene kadar  akşam olmuştu. O yüzden bugünki tek etkinliğimiz akşam yemeğinde Brezilya’nın meşhur et lokantalarından birinde (Churrascaria) yemek yemek oldu. Rua Eng. Rebouças’daki Bufalo Branco’da yedik. Şehirdeki en meşhur lokanta burası. Siz masanızdayken değişik etleri gezdiren garsonlar istediğiniz kadar tabağınıza kesip servis yapıyorlar. Patlayana kadar yiyebilirsiniz, ete ödeyeceğiniz fiyat değişmiyor. Etler dışında tarçınlı kızarmış ananasa bayıldık. Mutlaka yiyin. Etin yanına da çok yakışıyor. İçeceklerle beraber 2 kişi 110 R$ ödedik. Yemekten aldığımız enerji bizi zorlu güne hazırladı.

16.10.2010 Cumartesi

Öğlen 12’de oteli terk edeceğimiz için Brezilya tarafındaki gezimize sabah erken saatte başladık. Öyle erken ki park çalışanları ile aynı otobüse bindik. Yukarıda bahsettiğim otobüs garajından 08:15 otobüsüne binerek 09:00’da açılan parka geldik. Bindiğimiz otobüs havaalanına da uğrayarak parka gidiyor, ücret yine 2,2 R$. Şelalelere giden “PQ National” yazan otobüs. Emin olmak için “Cataratas” (Şelaleler) diye sorabilirsiniz.



Parka giriş ücreti yabancılar için kişi başı 37 R$. Girişte satılan yağmurluklardan almalısınız. Parktaki değişik noktalara götüren  ücretsiz gezi otobüsüne binerek üçüncü durakta (Otel Tropical durağı) indik. Böylece 1200m’lik yürüyüş patikası ile Şeytan’ın Boğazı denilen şelalelerin en ihtişamlı yerine ulaştık. Yürüyüş boyunca güzel kareler yakalayabilirsiniz. Ayrıca yol boyunca rakuna benzeyen Coati denen hayvanlardan göreceksiniz. Bırakın korkmayı, elinizde yiyecek birşey var mı diye peşinize düşecek kadar insanlara alışmışlar.




Şelalelerin çıkardığı uğultu çok uzaklardan duyulmaya başlıyor. Şeytan’ın Boğazı’na geldiğinizde iskelelerde yürüyerek şelaleye iyice yaklaşabilirsiniz. Ancak iskelenin ucuna giderken havada uçuşan püsküren ince sularla sırılsıklam olabilirsiniz. Özellikle fotoğraf makinanızı korumayı unutmayın. En iyisi varsa sualtı kabı bulundurmak. Böylece çekime devam edebilirsiniz. Bu buharlaşarak yükselen sular o kadar ihtişamlı ki, uçakla buraya inişimiz sırasında yangın dumanı gibi birşey gördüğümüzü sanmıştık. Halbuki duman sandığımız bu su buharlarıymış.




İskeleyi bitirdikten sonra asansörle manzarayı daha iyi görebileceğimiz yukarı noktaya çıktık. Buradan da kısa bir yürüyüşle son duraktan gezi otobüsüne binerek çıkışa gittik. Çıkıştan 11:15 otobüsüne binerek şehre gittik ve 12:00’de otelden çıkışımızı yaptık.  

Otelden ayrılır ayrılmaz otobüs garajına yollandık ve yarım saatte bir kalkan Arjantin otobüsünü beklemeye başladık. Bu otobüs garajın uzak köşesinden kalkıyor. Fakat geldiğinde aslında bunun otobüsten ziyade bir minibüs olduğunu anladık. Küçüklüğü yetmezmiş gibi bir de giriş kapısına döner gişe yapmaları beni delirtti. Bavulla geç geçebilirsen. Sonra da bavulları sürücünün yanındaki koltuğa yığdık. Kucağında tavukla falan bir teyze gelseydi tam filmlerdeki gibi olacaktı. Minibüs ücreti 3 R$. Binerken sürücüye pasaportumuzu damgalatacağınızı işaret diliyle anlattık. Yerel halk günlük olarak vizesiz giriş çıkış yapabiliyor, ancak aynı gün geri dönmeyecekseniz mutlaka Brezilya çıkışı ve Arjantin girişi kaşesi vurulması lazım. Bu konuyu atlarsanız Arjantin’den çıkarken sorun yaşayabilirsiniz. 12:30’da hareket etti.



İlk defa karadan bir ülkeden başka bir ülkeye geçeceğimiz için, ayrıca bunu küçük bir minibüsle yapacağımız için biraz tuhaf hisler içerisindeydik. Brezilya tarafındaki gişelere geldiğimizde sürücü bize inmemizi işaret etti. İnerken elimize bir fiş tutuşturdu ve diğer yolcularla basıp gitti. İlk başta anlayamadık ama verdiği fiş daha sonra gelen otobüse binebilmemiz içinmiş. Brezilya çıkış damgamız vurulduktan sonra 15 dakikalık bir bekleme sonunda yeni gelen büyük otobüse bindik. Brezilya ve Arjantin arasındaki köprüden geçerken fiziki anlamda da Arjantin’e girişimizi yapmış olduk. Gerçekten ilginç bir tecrübe oldu. 

Yazıyı bitirirken Foz Do Iguaçu’dan bahsedeceğim. Arjantin’e geçtiğinizde de kıyaslama şansına sahip olacaksınız. Brezilya ekonomik olarak Arjantin tarafından daha gelişmiş. Nispeten yüksek binalar ve asfalt yollarla şehirleşme mevcut. Fiyatlar ucuz değil. Gelişmişlik seviyesi Brezilya, Arjantin, Paraguay şeklinde sıralanabilir. Son iki ülke ticaret bakımından da Brezilya’ya muhtaç. Fakat şelaleler haricinde şehirde görülecek birşey bulunmuyor. 

Bu zorlu geçecek günün Brezilya kısmını bitirmiş olduk. Günün ve şelalelerin devamı Arjantin Puerto Iguazu yazısında olacak. Ayrıca son olarak Brezilya yazılarını bitirirken genel tavsiye ve tespitlerim olacak. 


TAVSİYE VE İZLENİMLER

Elektrik mevzusu ile başlarsam, Sao Paulo ve Rio’da normal fişler (c tipi) varken, Foz Do Iguaçu’da (a tipi) Amerikan 110 V vardı. Adaptörünüz yoksa sıkıntı yaşanabilir.




Güvenlik ve diğer mevzulardan detaylı olarak yazılarda bahsetmiştim. Çok fazla gerilim yapmanıza gerek yok. Zaten biz Türkler her türlü katakulliye hazırlıklıyızdır. Bunlar haricinde biraz hissettiklerimden bahsetmek istiyorum.

Brezilya ile ilgili kitapları okudukça, tarihini öğrendikçe, ülkeyi gezdikçe sürekli büyüyen bir sempati hissine kapıldım. Neden derseniz emperyalist devletler tarafından sömürgeleştirilmelerine kızdım, fakirliklerine rağmen neşeli olmalarına imrendim, her nevi insan çeşitliliğine şaşırdım, doğasına hayran kaldım, Portekizce’nin acayip telaffuzlarını taklit ederken güldüm. Sanırım tüm bunlar Brezilya’yı neden görmeniz gerektiğini özetliyor. Diliyle ve kültür çeşitliliğiyle Güney Amerika’nın diğer ülkelerinden ayrılan bu ülkeyi mutlaka ziyaret edin.

Gezilerimde en çok faydayı Lonely Planet kitabından sağladım. Brezilya kitabını İstanbul’da bulmak çok zor oldu ama uğraşmanıza değecek. Ayrıca Mustafa Andıç’ın Güney Amerika gezi kitabından da faydalandım. Son olarak Güney Amerika tarihini anlamak isterseniz Eduardo Galeano’nun Latin Amerika’nın Kesik Damarları kitabını okuyun. Özellikle bu kitabı okuduğunuzda emperyalizm, sömürge ve neden sol rüzgarların oradan estiğini anlayacaksınız. 

Arjantin’de görüşmek dileğiyle...






0 yorum:

Yorum Gönder