16 Aralık 2010 Perşembe

Alper Brezilya'dan Bildiriyor : Sao Paulo

Alper bu defa Brezilya’dan bildiriyor. Sao Paulo, Rio de Janeiro ve İguazu Şelaleleri’ni gezdi. İguazu’nun ardından geziye Arjantin ile devam etti. İzlenen rotayı haritalarda görebilirsiniz. İşte size dokuz günlük gezinin detayları, iyi seyirler.




 
SAO PAULO

08.10.10 Cuma

Gezi detaylarına başlamadan önce Brezilya’ya alternatif ulaşma rotalarından bahsetmek istiyorum. Sao Paulo veya Rio’ya en kısadan uzuna olacak sırada Iberia, Air France veya Lufthansa ile aktarmalı uçabilirsiniz. Ancak bu gezinin yapıldığı tarihte İstanbul’dan tek direkt uçuş THY ile Sao Paulo idi. 

Yolculuğumuza İstanbul’dan Sao Paulo uçuşu ile başlıyoruz. Türkiye saati ile 10:30’da başlayan bu uçuş yaklaşık 14 saat sürdü ve Sao Paulo’ya indiğimizde Brezilya saati ile 19:30’du. Saat farkı yaz/kış saati uygulamasına göre 4-5 saat arasında değişiyor.

Havaalanındaki döviz bürosunda doğal olarak normalden düşük bir oranla döviz bozuyorlardı. O yüzden fazla bozdurmadık ancak daha sonra bozdurmadığımıza pişman olduk. Sebebini ileride öğreneceksiniz.

Guarulhos Havalimanı’ndan şehre gidiş için iki alternatif var. İlki Praça de Republica ve Tiete otobüs terminaline giden “Airport Service” otobüsleri. Terminalden çıkar çıkmaz duraklarını göreceksiniz. Bir nevi bizim Havaş. Sabah 6 ile akşam 11 arası yarım saatte bir, gece ise saatte bir kalkan otobüsün ücreti adam başı 33R$ (Real). Bir Real yaklaşık 0.86 TL ediyordu. İkinci alternetif ise taksi. Havaalanı taksileri taksimetre açmıyor. Taksi ücreti için gideceğiniz yere göre bir sabit tablo var. Önce fiyatı kontrol edin. Şehir merkezine yaklaşık 90-100 R$ tutuyor.

Yirmi milyon olduğu tahmin edilen nüfusu ile İstanbul’u bile sollayan Sao Paulo’nun trafiğinin İstanbul ile yarışacağını tahmin ediyorduk. İstanbul kadar fena olmasa da şehre ulaşmamız bir saat sürdü. Praça de Republica civarındaki otelimize yerleşip günü noktaladık.


09.10.10 Cumartesi

Otelden çıktıktan sonra ilk iş Av. Sao Joao üzerinde Rua D. Jose de Barros civarındaki Turist Info’dan bir harita kapmak oldu. Görevlinin çekik gözlü ancak Portekizce ve İngilizce konuşan bir bayan olduğunu görünce biraz şaşırdık, ancak ilerleyen günlerde Brezilya’nın ne kadar kozmopolit bir yapısı olduğunu görünce (bizdeki kozmopolitlik halt etmiş) şaşırma eşiğimiz oldukça yükseldi. Zira bizimle bile ilk temasta hep Portekizce konuşmaya çalışıyorlardı. Arada kaynamak çok kolay oldu.

Son derece kapsamlı harita ve bilgileri aldıktan sonra merkezi yürüyüş turuna başladık. Bu tur yaklaşık 4 km mesafeye sahip ve 2-3 saatinizi alabilir. Praça de Republica’dan Av. Sao Luis’e doğru giderken parkın köşesinde gördüğünüz yapı Caetano de Campos binası, eski bir kolej ancak şu anda eyalet eğitim bakanlığı olarak kullanılıyor. Pazar günleri burada el işi ve tablo ağırlıklı bir açık pazar kuruluyor. 


 

Bundan sonra karşı köşede Av. Ipiranga ve Av. Sao Luis’in kesiştiği yerde Edificio Italia karşınıza çıkıyor. Şehirdeki en yüksek bina (46 katlı) ve ilginç bir şekli var. Eğer güvenliği atlatabilir ya da çatıdaki restoranda yemek yerseniz güzel bir manzara görebilirsiniz. Bundan daha da ilginç bir bina görmek için ise Av. Ipiranga’dan devam edin. Karşınıza devasa ve dalgalı bir apartman çıkacak. İşte bu Edificio Copan. Ünlü Brezilya’lı mimar Oscar Niemeyer tarafından yapılan dünyanın en büyük apartmanında tam 5000 kişi yaşıyor. Daha çok sol görüşlere sahip mimar bu apartmanda toplumun her kesiminden insanı bir araya getirmeyi amaçlamış. Kimilerine göre çirkin olarak nitelense de görülmesi gereken bir bina. 

Binanın fotoğrafını çekerken yanımıza yaklaşan yaşlı bir teyze Portekizce birşeyler anlatmaya çalıştı. Biraz çabaladıktan sonra el kol hareketlerinin de yardımıyla fotoğraf makinemi çantama koymamı söylediğini anladık. Böylece gezi kitaplarında yazan güpegündüz fotoğraf makinesi hırsızlığı ve yerel halkın buna karşı turistleri sürekli uyardığı bilgisi tescillenmiş oldu.



Av. Sao Luis’e döner ve devam ederseniz birçok seyahat ve döviz bürosu görebilirsiniz. Ancak ne yazıkki biz gittiğimizde tüm bankaların kapılarında grev afişleri vardı ve bankamatikler ise çıldırmıştı. Döviz büroları ise Cumartesi günleri öğlen kapanıyor ve pazartesiye kadar açılmıyormuş. Böylece bu gün yaşayacağımız para kabusuyla yüzleşmeye başladık. Soldan Rua Xavier de Toledo’ya dönün. Köşedeki bina Mario de Andrade Kütüphanesi. Kütüphaneyi solunuza alarak Anhangabau metro istasyonuna doğru aşağı devam edin. İstasyonun sağ altında Laderia da Memoria (anı tepesi) adında bir dikilitaş ve çeşmeden oluşan anıt göreceksiniz. Burası şehrin ilk su kaynağının bulunduğu nokta.




Rua Xavier de Toledo’dan devam edince karşınıza Theatro Municipal çıkacak. Bu barok tarzda bina şehirdeki yegane estetik bina. O sıralar bakıma alındığı için içine girmeye yeltenmedik. Tiyatro binasına doğru giderken ana caddenin köşesinde ise Shopping Light adındaki alışveriş merkezini göreceksiniz. Üst katlarda haftasonu açık döviz bürosu bulduk fakat sırayı görünce beklemekten vazgeçtik.


Alışveriş merkezinin köşesinden sağa dönüp devam ettiğinizde Viaduto de Cha adındaki metal köprüye geleceksiniz. İlk olarak 1892’de inşa edilen köprü ismini bölgedeki eski bir çay tarlasından alıyor. Köprüden sola bakarsanız Parque Anhangabau’yu görebilirsiniz. Anhangabau eski Tupi-Guarani dilinde Şeytan Vadisi anlamına geliyor, çünkü yerliler kötü ruhların burada türediğine inanıyorlarmış.





Köprüyü geçip karşıdaki Praça do Patriarca’ya girin. Burada küçük meydanın sağındaki ufak kilise Igreja de Santo Antonio bulunuyor. Bu kilise 17. Yüzyılın başındaki Sao Paulo yerleşiminin merkezi kilisesiymiş. Ancak pek de ihtişamlı olduğu söylenemez. 

Meydandan sağa R. Sao Bento'ya dönerseniz dükkanlarla dolu sokaktan geçerek başka bir küçük üçgen meydana geliniyor. Bu meydanda 18. yüzyıla tarihlenen tablolar barındıran iki tane kilise ve Hukuk Fakültesi'ni görebilirsiniz.



Fakültenin köşesinden karşıya devam eden R. Senador Feijo, sizi doğruca meşhur Praça de Se’ye götürecek. Bu meydan Sao Paulo Katedrali'ne de ev sahipliği yapıyor.  


Katedralin içinde kısa bir turdan sonra, meydandan aşağıya doğru yürüyün. Karşınıza Caixa Economica Federal çıkacak. Burası hazine binası ve aynı zamanda yerel sanatçıların eserlerinin sergilendiği bir kültür merkezi. Sağa R. Floriano Peixoto’ya dönerseniz sokağın sonundaki pembe bina Solar de Marquesa’dır. Burası şehrin 18. Yüzyıldan kalan tek konutudur. 



Sola dönen sokağı takip ederseniz sağınızda Praça Pateo do Colegio, 1554’te Sao Paulo’nun ilk kurulduğu yeri göreceksiniz. Günümüzdeki yapı Cizvitli iki rahip kardeşin kurduğu ilk misyoner kilisesinin 1950’de yapılmış bir replikası. Ancak içeride ilk yapıdan kalan birkaç duvar, küçük bir kilise ve şehrin oluşumu anlatan bir müze bulunuyor. Kilisede misyonerliği çağrıştıran fayans resimleri ilginç. 


Meydandan devam eden sokak R. Boa Vista. Bu sokağın bittiği meydan Largo de Sao Bento. Bir zamanlar Bandeirantes olarak adlandırılan köle ve maden avcılarının keşiflerini başlattıkları nokta. İlk başta köle yapmak için yerlilerin peşine düşen bu Portekizli koloniciler, daha sonraları haritalanmamış topraklarda değerli madenlerin peşine düşmüşler ve Portekiz’in Brezilya’nın tamamını keşfederek tüm doğal kaynakları ele geçirmesine öncülük etmişlerdir. Yerli halka çektirdikleri acıları sembolize eden bir heykel daha sonra bahsedeceğim Ibirapuera Parkı’nın karşısındaki meydanda bulunuyor.

Meydanın geldiğiniz istikametin tersindeki köşesinde ise Sao Bento manastırı ve bazilikası bulunuyor.

Bir sonraki rotamız ise Mercado Municipal. Muhtemelen meydana yaklaşırken sağdaki sokaklarda gördüğünüz yokuşlardan  birinden  aşağı inin ve R. Cay Basilio ve R. da Cantareira’yı takip edin. Bu geçtiğimiz bölge bizim Tahtakale veya Mahmutpaşa semtlerini andıracak şekilde insan ve her nevi ürünün satıldığı dükkanlarla doluydu. Bu bölgedeki dükkanlar genellikle Lübnanlı göçmenlere ait.   Kalabalık içinde ilerlerken Mercado Municipal’i gördük. 


Bu market yakın zamanda yenilenmiş, ancak yine de tarihi havasını bir miktar koruyabilmiş. Her ayın son Pazar günü hariç her gün açık. Pazar günleri 6-16, diğer günler 6-18 arası açık. İçeride her türlü yiyecek satılıyor. Her türlüden ne kastettiğimi aşağıdaki fotoğraftan anlayabilirsiniz. Balık, meyve ve kurutulmuş et reyonları en çok dikkat çekenler. İş yemeye geldiği zaman alt kattaki barlarda neredeyse herkesin elinde Mortadella adında bir sandviç vardı. Mortadella baharatlanmış ve içerisinde %15 oranında domuz sosisi bulunan büyük bir salam. Güzel bir sandviç ekmeğinin arasında onlarda ince katman salam üst üste olunca sanırım herkes rağbet ediyor. Fakat domuz meselesinden dolayı onun yerine biftekli bir sandviç ve birayı tavsiye ederim. Oldukça lezzetliydi. Bir başka hoşuma giden şey ise 650ml’lik soğutuculu bira ve yanında verilen gündelik su bardakları. Fakat İngilizce menü ve bilen çalışan olmaması sizi biraz çileden çıkartabilir.

Mercado’nun üst katı da var. Buradan içerinin büyüklüğünü daha iyi kavrayabilir ve aşağıdaki atıştırmalık yerlerin aksine restoranlarda yemek yiyebilirsiniz. Fakat kalabalık bir günde geldiyseniz ya da aceleniz varsa burayı tercih etmeyin. Yarım saat beklemeyi göze alın. Fiyatlar da pek uygun değil. Olur da oturursanız başlangıç ya da içkinin yanında Bolinho de Bacalhau’yu deneyin. Türkçe meali morinalı balık kroket oluyor. 

Mercado Municipal’i terk ettikten sonra tekrar Sao Bento meydanına dönüp, Rua San Bento’dan Av. Sao Joao’ya kadar devam edebilir ve şehrin finans merkezindeki başlıca binaları (BANESPA, Martinelli) görebilirsiniz. Av. Sao Joao’da ilerlerken turizm ofisine gelmeden sağda karşınıza çıkan kilise ise NS do Rosario dos Homens Pretos. Bu kilisenin özelliği daha önce kutsal Afrika törenlerinin yapıldığı bir alanda 1906 senesinde Siyah Brezilyalılar tarafından yapılması. Kilisenin arkasında ise sarımsı bir renkteki Siyah Ana Heykeli buluyor. Bu heykelde kendi çocuğu açken, beyaz bir çocuğu emzirmek zorunda kalan siyah bir annenin acısı anlatılıyor. Burayı da gördükten sonra yürüyüş turu başladığımız parkta sona eriyor. 
 
Turu tamamladıktan sonra rotamızı Liberdade semtine çeviriyoruz. Sao Bento’dan metro ile ulaşmak mümkün, ancak metro istasyonundaki abartısız 100 metrelik bilet kuyruğunu görünce bir sonraki duraktan binelim dedik. Sonuçta yürüye yürüye Liberdade’ye vardık. 


 
Liberdade semti, dünyadaki en büyük Japon göçmen nüfusuna ev sahipliği yapıyor. Zaten semte vardığınızı etraftaki dükkan tabelalarından ve sokaktaki tiplerden anlayabiliyorsunuz. Japon mimarisinde bir banka şubesi, bolca çekik gözlü insan ve Japon lokantaları. Hatta işportacılar bile Japon filmleri satıyorlar. Pazar günü yolunuz düşerse ana caddede bit pazarı kuruluyor. Ayrıca 1908’den günümüze Japonların göçü ve entegrasyonunu anlatan bir de müze var. Bana göre yolunuz düşerse ziyaret edin, fakat göremezseniz üzülecek birşey yok.

Liberdade’den sonra metroya atlayıp Consolaçao durağında inerek Av. Paulista’ya geldik. Bu cadde bir zamanlar şehrin kahve baronlarının malikanelerine ev sahipliği yaparken, 1950’lerden itibaren Manhattan benzeri iş merkezleriyle dolmuş. Şu anda gündüz iş merkezleri, parklar ve müzeler, gece ise barlar, restoranlar ve müstehcen işlerin döndüğü sokaklarıyla sürekli canlı bir bölge. Bu caddede ziyaret edilmesi gereken iki yerden ilki MASP, yani Sao Paulo Sanat Müzesi. Binanın dışındaki kırmızı bölümleriyle hemen dikkatinizi çekecek bu müzede Latin Amerika’daki en kapsamlı batı sanatı koleksiyonu bulunuyor. Ayrıca Pazar günleri altındaki meydanda antika pazarı kuruluyor. 

Diğer gezilecek yer ise, MASP’ın hemen karşısındaki Siqueira Campos Parkı. Burada Sao Paulo şehri kurulmadan önce bu topraklarda bulunan Atlantik yağmur ormanlarının küçük bir canlandırmasını görebilirsiniz. Şehrin en işlek caddesinde güzel bir kaçış anı olabilir.
Paulista civarında yemek yemek için ise yine iki alternatif önerebilirim. Açık büfe kilo ile yemek alabildiğiniz Bovinus (R. Alameda Santos, 2393) doymak için birebir. Fiyat 35R$/kilo idi. Diğer önerim ise Viena (R. Augusta-R.Alameda Santos köşesi). Burada da yaklaşık 30R$’e açık büfe, salata barı ve yiyebildiğin kadar pizza seçeneği bulabilirsiniz.

Av. Paulista’da gezindikten sonra caddenin park tarafındaki ara sokaklardan birinden aşağıya inin. Böylelikle güneydeki Jardins semtine geleceksiniz. Aşağıya indiğiniz sokaklarda değişik dükkan ve restoranlar bulunuyor. Bazı restoranlar çok lüks. İniş bittiğinde semtin meşhur R. Oscar Freire caddesine geliniyor. Bizim Nişantaşı ile benzer fakat yine de yarışamaz. Her ne kadar çok sayıda lüks mağaza bulunsa da haftasonu olmasına rağmen ortalık pek canlı değildi. Bizdeki benzer markalara baktığımızda da fiyatlar hiç de avantajlı gelmedi. Fakat mutlaka uğranması gereken tek mağaza Brezilya’nın meşhur terlik markası Havaianas. Avrupa ve ülkemizde hatırı sayılır fiyatlara satılan terlikleri burada oldukça uygun fiyata alabilirsiniz. Ancak tek renk basit modellere bakıyorsanız bunları mağaza yerine büyük marketlerden daha ucuza alabilirsiniz.

R. Oscar Freire’de yeme-içme için General Prime Burger (R. Oscar Freire, 450)  ve Radio Cafe (R. Oscar Freire, 187)’yi tavsiye edebilirim.

Sao Paulo’ya daha sonra geri dönmek üzere ertesi sabah Rio’ya hareket ettik. Sao Paulo’daki anlatacağım son gün ise dönüş yolculuğundan önceki son günümüz.


24.10.10 Pazar

Dönüş yolculuğumuzdan önce Sao Paulo’daki tek günümüzde Ibirapuera Parkı’nda takıldık. Burası beton yapılarla dolu şehrin ortasında yeşil bir vaha gibi. Oldukça büyük (2 km2) bu park, yeşil alan ve spor faaliyetleri dışında aynı zamanda şehrin kültürel merkezi konumunda. Müzeler, performans alanları ve en önemlisi de Bienal alanlarını barındırıyor. Parka en kolay ulaşım Vila Mariana metro istasyonu, daha sonra da 775-A Jardim Aldagiza otobüsü. Av. Paulista’dan yürürseniz 20-25 dakikada ulaşabilirsiniz.


Parkın kuzey girişlerine yakın, caddedeki göbekte görebileceğiniz anıt, Monumento as Bandeiras. Bu anıttan ilk gün yapılan merkezi yürüyüş turunda bahsetmiştim..  Pazar günü olması ve bazı konserler olmasından dolayı park oldukça kalabalıktı. Parka girerken yürüyüşünüzü planlamak için panodaki haritayı inceleyin.


Parkın batısında içinde kuğu ve ördeklerin olduğu bir gölet bulunuyor. Merkezde oditoryum ve müzeler yer alıyor. Bunların çoğunun mimarı Copan Binası’nın mimarı Oscar Niemeyer. MAM (Modern Sanat Müzesi), MAC (Çağdaş Sanat Müzesi) ve Afro-Brasil müzeleri görülmeye değer. Birçok konserin yapıldığı oditoryum parktaki en yeni bina. İleriye doğru kıvrılarak uzanan bölümden dolayı binaya “dil” adı takılmış.


Diğer cazibe merkezleri 1932’deki anayasal devrimi sembolize eden dikilitaş, merkezde gençlerin kaykay, bisiklet ve patenle maharetlerini sergiledikleri üstü kapalı meydan, ilk gelen göçmenlerin anısına yapılan Japon bahçesi ve eğer etkinlik varsa konser alanları.


Bienal ilgi alanınıza giriyorsa, o zaman çift sayı ile biten bir yılı ve Kasım ile Aralık aylarını tutturmalısınız.  

Park içerisinde atıştırmalık büfeler ya da kiloyla yemek yiyebileceğiniz Green adında bir restoran mevcut.

Sao Paulo gezimiz böylece sonlandı. 


TAVSİYE VE İZLENİMLER

Tavsiye ettiğim etkinlikler şunlar ;

·         Copan Binası’nı görün.
·         Katedral’i gezin.
·         Mercado Municipal’de alışveriş yapın ve yemek yiyin.
·         Ibirapuera Parkı’nda dolaşın.
·         Churrascaria olarak adlandırılan klasik et restoranında yemek yiyin.

Sao Paulo ile ilgili izlenimlerimiz çok da güzel değildi. Belki de beklentimizi yüksek tuttuğumuz için olabilir ama insan 20 milyon nüfuslu ve egzotik isimli bir şehirden daha fazlasını bekliyor. Kalabalık ancak çoğunlukla estetikten yoksun bir şehir. Hayat oldukça pahalı. Gelir dağılımı arasındaki uçurum had safhada. Güvenlik belirli bölgeler dışında zayıf. Zaten apartmanların ve sitelerin etrafındaki elektrikli telleri ya da 10. kattaki bir evde bile camda demir olduğunu gördüğünüzde  güvenlik durumunu kavrıyorsunuz. Gezdiğimiz yerler içinde en çok evsiz buradaydı. En iyi ulaşım metodu metro+yürüyüş. Ancak geceleri yürümenizi tavsiye etmem. Otobüs ise güvenlik sebebiyle pek tavsiye edilmiyor. Taksiler yaygın ve fiyat makul. Ama taksiciyle anlaşmak zor olabilir. 


Sonuç olarak eğer Brezilya’ya ulaşım rotanızda yoksa, hususi olarak Sao Paulo’ya gelmenize gerek yok. Olur da yolunuz düşerse, anlattıklarım umarım işinize yarar. Brezilya gezisi Rio de Janeiro ile devam edecek...

NOT: Brezilya ilgili genel tavsiye ve izlenimleri son nokta olan Iguazu'da bulacaksınız.