26 Kasım 2010 Cuma

Alper İspanya'dan Bildiriyor : Valencia

VALENCIA 

23.05.10 Pazar


Önceki gün Barcelona'dan kiraladığımız arabanın 24 saatini aşmamak için sabah Sitges’ten yola çıktık. Yaklaşık 3 saatlik bir sürüşün ardından Valencia’ya vardık. Barcelona-Valencia arasını toplam 3.5 saat kabul edebilirsiniz. Otoyola toplam 30€ ödedik. Yakıt ise araç dizel olduğundan sadece 16€ tuttu. Barcelona-Valencia tren ücretinin 40€ olduğunu düşünürsek, 3-4 kişi iseniz araba trenden daha ucuza bile gelebilir. Yakıt alımında ise pompacılar bulunmuyor. Önce ücreti ödeyip sonra kendiniz basıyorsunuz. Yakıtı şehre girmeden önceki son istasyonda doldurun, çünkü depoyu dolu iade etmeme cezası var ve şehir içinde istasyon az.

Öğle vakti Valencia’ya varıp arabayı teslim ettikten ve otele yerleştikten sonra kendimizi dışarı attık. Keşif amaçlı başladığımız yürüyüşümüz bizi Gran via Marques del Turia ve sonrasında Jardines del Rio Turia (Turia Bahçeleri)’ya ulaştırdı. Kent merkezinin doğusundaki Sanat ve Bilim Kenti’nden başlayıp merkezin kuzey-batısına kadar 6 km. boyunca uzanan, üzerinde 19 köprü bulunan bu alan aslında, eski bir nehir yatağıymış. Bugün ise güzel bahçeler, oyun ve spor alanları şeklinde düzenlenmiş. Puente del Mar köprüsünden bahçelerin diğer tarafına geçerek biraz kuzeye yürümüştük ki kalabalık bir etkinliğe rastladık. Bunun Mayısın ilk haftası ile Haziranın ilk haftası arasında yapılan Uluslar Festival’i olduğunu öğrendik. Birçok ülkenin yerel lezzetlerinin ve hediyelik eşyalarının sunulduğu standların bulunduğu festivalde maalesef Türkiye yoktu. Ama yine de tarihler uyarsa, bir uğrayın derim. Festivalde değişik şeyler yeme içme imkanı bulabilirsiniz.   




Festivali terkettikten sonra biraz daha kuzeydeki Puente de la Exposicion köprüsünden kent merkezi tarafına geçtik. Bu köprü ilginç mimarisiyle mutlaka dikkatinizi çekecektir. Köprünün mimarı aynı zamanda Sanat ve Bilim Kenti’ndeki 4 binanın mimarı olan Calatrava. Köprüden geçtikten sonra bahçelere paralel biçimde kuzeye devam ettik. Torres de Serranus adındaki büyük takı görünce merkeze giriş yaptık. Takta yer alan gotik kuleler dikkate değer.




Bu takın karşısındaki meydandan sağa dönüp C.Rateros, P. Fillol ve C.Baja’yı takip ederseniz, Pl. Esparto’ya gelirsiniz. Bu meydanda takılabileceğiniz değişik mekanlar göreceksiniz. Ancak meydana bitişik Moro Zeit sokağının köşesindeki Bar Pilar’ı özellikle tavsiye etmek istiyorum. Daha sonra akşam geldiğimiz mekan 1912’den beri hizmet veriyor ve eski bar havasını koruyor. Aynı zamanda Tapa ve bocadillo çeşitlerinin bulunduğu bu yerde fiyatlar oldukça ucuz. İki içkiye 5€ ödedik. Vermouth de la Casa (ev yapımı vermut)‘yı mutlaka deneyin. Ayrıca kapalı alanda sigara içme keyfini de yaşayabilirsiniz.  




Meydanı C.de Cabelleros yönünde terk edin ve doğuya ilerleyin. Sağdaki C.Cocinas’daki Zityest Shop’a bakabilirsiniz. Kaykaycıların takıldığı dükkanda değişik ayakkabılar ve alternatif kıyafetler var. Muhtemelen buraya gelene kadar birçok sokakta gördüğümüz grafitileri de bu tipler yapmışlardı. Eğer siz de grafitileri belgelemeyi seviyorsanız, bu rota biçilmiş kaftan. Tekrar C. Cabelleros’u izlerseniz meydana çıkmadan önce solda Palau de la Generalitat’ı göreceksiniz. Bu saray bugün Valencia bölgesel hükümetine evsahipliği yapıyor. Bu binayı geçtikten sonnra, Pl. de la Virgen karşınıza çıkar. Ortasındaki çeşme ve katedralin manzarası görülmeye değerdir. 






1262 yılında inşa edilen ve bugüne kadar değişik eklemeler yapılan katedralin 1380-1420 yılları arasında eklenen 68m.’lik sekizgen çan kulesi Miguelete Valencia’nın sembolüdür. Burayı gezdikten sonra güneye doğru devam ettik ve Plaza la Reina’ya geldik. Burada turistik hediyelerin satıldığı tezgahlar mevcuttu, ancak pek güzel birşey göremedik. Meydanı C. de San Vicente Martir yönünde terkettik. Bu yolda ilerlerken Avda Maria Cristina’dan sağa girerseniz, Mercado Central’i gezebilirsiniz. Burası 1928 yılında açılmış Art Nouveau tarzında bir Pazar. Bo sokağa girmeden bir önceki sokakta ise Devil Records adında bir plak dükkanı var. İlgililere duyurulur. Biz pazarı gezmek yerine merak ettiğimiz bir kafeyi bulmak için soldaki C. Abadias’a daldık. Bu sokakta yer alan Cafe Madrid, Agua de Valencia adlı içkisiyle meşhur. Ancak maalesef gittiğimizde kapalıydı. Bunun üzerine tekrar caddeye dönerek güneye ve sonra soldan Avenida Marques de Soleto’yu takip ederek Ayuntamiento meydanına geldik. Belediye sarayının da bulunduğu bu büyük meydan, bugünlük son durağımızdı.




24.05.10 Pazartesi

Bugün amacımız Sanat ve Bilim Kenti’ni gezmek. Bize uyan otobüs hattı 19 numara ile oraya ulaştık. Otobüs biletini önceden almanıza gerek yok, bizim halk otobüsleri gibi binince ödeyebiliyorsunuz. Bilet kişi başı 2.5€. Çoklu almanızı gerektirecek kadar çok bineceğinizi sanmıyorum.




Sanat ve Bilim Kenti, içerisinde Palau de les Arts (Valencia Opera Binası),  L' Oceanografic, Prince Felipe Museum of Science (Bilim Müzesi), L'Hemisferic, L'Umbracle adındaki tesisleri barındıran bir kompleks. L'Hemisferic; üç boyutlu filmlerin gösterildiği bir IMAX sinema.   L' Oceanografic su altı hayatının sergilendiği, çok sayıda akvaryum ve havuzların bulunduğu bir park. Bilim Müzesi adından anlaşıldığı gibi bilim ve teknoloji ile ilgili olan bir müze. L'Umbracle ise 17.500 metrekarelik bitkilerin, göllerin, yürüyüş yolları ve heykellerin bulunduğu bir yapı. L' Oceanografic, Bilim Müzesi ve L'Hemisferic için birleşik biletler var. Biz L' Oceanografic ve Bilim Müzesi’ne ikili bilete kişi başı 26€ ödedik. Bileti kapıdan ya da varsa bizim yaptığımız gibi otel lobisinden alabilirsiniz. 





İlk olarak L' Oceanografic’i gezdik. Buraya yaklaşık 2.5-3 saat ayırabilirsiniz. Burası gerçekten güzel tasarlanmış, su altı yaşamından değişik kesitlerin görüldüğü bölümlerden oluşuyor. Broşürlerde Avrupa’daki en büyük akvaryumun bu olduğu yazıyordu. Ancak şu anda tahtını İstanbul’daki Turkazoo’ya kaptırmış bulunuyor. Gezinizi planlamadan önce Dolphinarium bölümündeki yunus gösteri saatlerine bakarsanız, daha iyi planlama yapabilirsiniz. İçerideki restoran çok ucuz olmamakla birlikte fast-food bölümünde sandviç ve içecekle yaklaşık 10€’ya açlığınızı yatıştırabilirsiniz.   
 



Burayı terk ettikten sonra Bilim Müzesi’ne doğru yola koyulduk. Binalar ve aralarındaki köprü çok değişik. Etraf bilim kurgu filmlerindeki kentleri hatırlatıyor. Bol bol fotoğrafladık.

Bilim Müzesi ise açıkçası bizi biraz hayal kırıklığına uğrattı. Biz daha gelişmiş ve hayret verici şeyler beklerken, daha çok çocuklara bilimi sevdirmek amacıyla oluşturulmuş bölümler bulduk. Yanınızda çocuk varsa eğlenceli, ancak yetişkin olarak Hemisphere’e gitmenizi tavsiye ederim. Zaman kısıtından dolayı gidemedik ama internetten oynatılan filmleri incelemiştik. Gitmeden günlük programa bakmanız iyi olur.

Burayı 1 saatlik hızlı bir turla terkettikten sonra, L'Umbracle’ın diğer tarafındaki duraktan sanırım 35 numaralı otobüsle şehre döndük. Akşam ise amacımız güzel bir paella yemekti.



İlk olarak Gran Via Marques del Turia ile kesişen C. Maestro Gozalvo’da yer alan Casa Roberto’yu denemek istedik. Ancak paellası ödüllü bu restoran pazartesileri kapalı olduğu için rotayı Civera’ya çevirdik. Bu restoran da 2009 senesinde Michelin tarafından tavsiye edilen restoranlar listesine girmiş. Ayuntamiento’ya yakın C. Mosen Femades’deki mekanda dışarıda yer bulmak zor. Paella Valenciana, yani klasik paellanın gelmesi 20 dakika sürdü, ancak doyurucuydu. Bir şise Cava ile toplam 35€ hesap geldi. Paella yemek için üçüncü alternatif ise Plaza la Reina’ya yakın olan Calle Mar’daki La Riua. Burayı da otel çalışanları tavsiye etmişti. 

Ertesi gün öğlen Madrid'e doğru yola koyulduk. Gezinin devamı Madrid bölümünde. Bekleriz efendim... 

Vaktiniz olursa gidilebilecek diğer mekanlar ve yapmanızı tavsiye ettiklerim ise şunlar ;


·         Mercoda Central : Demir, cam ve tuğlayla yapılan Art Nouveau tarzda pazar.
·         Paella yiyin.
 


Valencia, Barcelona ve Madrid’den sonra İspanya’nın üçüncü büyük şehri. Bizim forum yapılana kadar Avrupa’daki en büyük akvaryuma ev sahipliği yapıyordu. Bu akvaryumun da içinde bulunduğu yapılar mimari açıdan modern şaheserler. Madrid ve Barcelona’ya kıyasla nispeten düzenli ancak genel olarak temiz değil. Eski merkezindeki ara sokaklarda hem temizlik hem de güvenlik sorunu var. Metro bulunmuyor, otobüs kullanımı yaygın ve bizim halk otobüsü gibi ödeme içinde. Tek sorun size gereken otobüsün numarasını öğrenmek.

Sonuçta yolunuz bu taraflardan geçiyorsa, 2 gün ayırabileceğiniz yine de güzel bir şehir. Yakında İstanbul’dan doğrudan uçuşlar da başlayacak.


 




  


0 yorum:

Yorum Gönder